|
|
|
|
|
|
|
|
TENBiHAT
Üç sey bir kimsede bulunursa,imanin tadini alir : 1- Allah'i ve Resulünü her seyden çok sevmek, 2- Sevdigini Allah için sevmek, 3- Küfre düsmekten,çok korkmak. Ramuz :S/259
$u üç dua red'olunmaz : 1- Babanin, evladina duasi, 2- Oruçlunun duasi, 3- Misafirin duasi. Ramuz : S/259
$u üç sey, imanin esasindandir : 1- Kelime-i Tevhid, 2- Cihad, 3- Kadere iman. Ramuz : S/259
$u Üç sey güzel degildir : 1. Soy-sopla ögünmek, 2- Ölü arkasindan,bagirip-çagirmak, 3- Yildizdan yagmur beklemek. Ramuz : S/259
Üç seyi yapmak kimseye Helal olmaz : 1- imamin yalniz nefsine dua etmesi, 2- izinsiz olarak,bir evin içine bakmak, 3- Destursuz eve girmek. Ramuz : S/259
$u üç sey men olunmaz : 1- Su 2- Ot 3- Ate$ Ramuz : S/260
$u üç seyi yapanin,zarari kendisine dir : 1- Me$ru Hükûmete isyan, 2- Hile, 3- Ahdini bozmak. Ramuz : S/260
$u üç sey üzerine yemin ederim : 1- Sadakadan dolayi,asla mal eksilmez, 2- Affedeni Allah aziz eder, 3- Dilenene Allah fakirlik kapisini açar. Ramuz : S/260
Ümmetin üzerine,üç seyden korkarim : 1- Yildizlardan yagmur beklemek, 2- Sultanin zulmü, 3- Kaderi yalanlama. Ramuz : S/260
Üç sey Orucu bizmaz : 1- Kan aldirmak, 2- Az istifra, 3- ihtilam olmak. Ramuz : S/260
Üç sey Aräa yapiämiätir : 1- Akrabalik, 2- Emanet, 3- Nimete $ükür. Ramuz : S/260
Üç seyin sakasi da, ciddisi de ciddidir : 1- Nikâh, 2- Talâk, 3- i'tak (Köleyi-Cariyeyi serbest birakma) Ramuz : S/260
Üç sey derecedir : 1- Yemek yedirmek, 2- Selâmlasmak, 3- insanlar uyurken Namaz kilmak. Ramuz : S/260
Üç seyi olmayan,Allah'tan ve benden uzaktir : 1- Hilm 2- Güzel ahlak 3- Vera (Haramdan son derece kaçinmak) Ramuz : S/261
Üç zümreye yemin olmaz : 1- Evladin,babasina yemini, 2- Kadinin kocasina yemini, 3- Kölenin efendisine yemini. Ramuz : S/261
Üç kimse mel'undur : 1- Ana-Babaya lânet eden, 2- Allah'tan baskasi adina kurban kesen, 3- Arazinin hududunu bozan. Ramuz : S/261
Üç sey insanin sevgisini kazandirir : 1- Karsilasinca selamlasmak, 2- Meclislerde ona yer açmak, 3- Ona,en çok sevdigi isimle çagirmak. Ramuz : S/261
Seçkin kulun vasfi üç'tür : 1- Yalniz Allah'a kul olur, 2- Gönül hoslugu ile Zekâtini verir, 3- Nefsini tezkiye eder,temize çikarir. Ramuz : S/262
Üç sey veya bunlardan biri kimde varsa, diledigi kadar Huri kizi ile evlendirilir : 1- Gizli ve kiymetli emaneti sahibine veren, 2- Katil'i affeden, 3- Her namazdan sonra On defa iHLAS okuyan. Ramuz : S/262
Üç sey ortaya çikinca, sonradan iman ettim demek fayda vermez : 1- Günes batidan dogduktan sonra, 2- DEccal çiktiktan sonra, 3- Dabbetül'arz çiktiktan sonra. Ramuz : S/262
Üç sey bir adamda olursa, Allah onu Cennetine kor : 1- Zayifa Rifk ile muamele, 2- Ana-Babaya $efkat, 3- Köleye iyi davranis. Ramuz : S/262
$u üç sey,büyük bela' lardandir : 1- iyiligi bilmiyen,kötülügü affetmiyen âmir, 2- iyiligi örten, kötülügü yayan zalim, 3- Yaninda iken eziyet,yok iken hiyanet eden kadin. Ramuz : S/263
Üç seyi yapan mücrim'dir : 1- Haksizliga ön ayak olan, 2- Ana-Babaya asi olan, 3- Zalimi destekleyen,beraber gezen. Ramuz : S/263
Üç husus,müslümanin dünya saadetidir : 1- iyi komsu, 2- Genis bir ev, 3- Uslu bir binek. Ramuz : S/263
Üç seyi yapan,Allah'in dostu, yapmayan ise düsmanidir : 1- Namaz, 2- Oruç, 3- Cünüplükten gusûl. Ramuz : S/263
Üç $ey Allah'in büyüklügünü tazimdendir : 1- Kur'an-i ya$ayan ihtiyara saygi, 2- Kur'an hamiline ikram, 3- ilim sahibine ikram. Ramuz : S/264
$u Üç sey sünnet'tendir : 1- Her imamin arkasinda Namaz kilmak, 2- Her emirle Cihad'a çikmak, 3- Ehli Tevhid olan her ölünün namazini kilmak, Ramuz : S/264
Korkulacak üç sey : 1- Hak'tan sonra sapiklik, 2- Delalete düsüsrücü fitneler, 3- Bogaza ve $ehvete dü$künlük. Ramuz :S/264
Üç $eyden kula hesap sorulmaz : 1- Gölgelendigi KAMI$ barakadan, 2- Belini dogrultacak kadar yedigi ekmekten, 3- Avret yerini örtecek kadar elbiseden. Ramuz : S/264
Ehli cennet'in yaptigi üç sey : 1- ilim pesinde kosmak, 2- Ölülere merhametli olmak, 3- Fukarayi sevmek. Ramuz : S/ 264
Üç sey kalbe kasvet verir : 1- Çok yemek, 2- Çok uyumak, 3- Çok rahatlik. Ramuz : S/264
Üç $ey Namazi tamamlar : 1- Güzel Abdest almak, 2- Saflari düzgün yapmak, 3- Imama uymak. Ramuz : S/ 264
$u üç kimseye hasta ziyareti yapilmaz : 1- Gözü agriyana, 2- Disi agriyana, 3- Çiban çikarana. Ramuz : S/265
Üç $ey bir kimsede olursa Cimri sayilmaz : 1- Malinin zekâtini seve seve verirse, 2- Misafirini agirlarsa, 3- Darda kalana yardim ederse. Ramuz : S/265
Allah, üç kimsenin yüzüne bakmaz : 1- Izarini sürüyerek yürüyen kibirliyi, 2- Verdigi$eyi basa kakani, 3- Malini yalan yeminle satani. Ramuz :S/265
Üç hal kimde varsa, imani tamdir : 1- Allah için yapacagi iste,kinanmaktan korkmaz, 2- Amelinde gösteris yapmaz, 3- Ahiret isini, dünya isne tercih eder. Ramuz :S/265
Üç $ey kiyamet alâmetlerindendir : 1- Mamur yerlerin yikilip,harap yerlerin imari, 2- iyinin kötü, kötünün iyi sayilmasi, 3- Emanete ihanet. Ramuz : S/265
Üç ses sebebiyle Allah meleklere övünür : 1- Ezan sesi, 2- Tekbir sesi, 3- Telbiye sesi. Ramuz :S/265
Üç kimse Allah'in himayesindedir : 1- Mescid'de bulunan, 2- Gazaya çikan, 3- Hacca giden. Ramuz :S/265
Üç kimse $eytan ve avanesinden korunur : 1- Allah'i geceli gündüzlü zikreden, 2- SEher vakti istigfar eden, 3- Allah korkusundan aglayan. Ramuz :S/266
Üç kisiye Allah gazab eder : 1- Tok iken yemek yiyene, 2- Uykusu yok iken uyumak istiyene, 3- Sebepsiz yere gülene. Ramuz :S/267
Üç kisi hürmeti kaybetmistir : 1- FISKINI açiklayan fasik, 2- Hevasina uyan kimse, 3- Zalim hükümdar. Ramuz :S/267
Üç kisiye itibar edilmez : 1- Cenazede para için aglayan kadina, 2- $arki-Türkü söyleyenlere, 3- Faiz yiyenlere. Ramuz :S/267
Üç kisiye elim azab vardir : 1- ihtiyarlikta zina edene, 2- Çok yalan söyleyen hükümdara, 3- Kibirli olan dilenciye. Ramuz :S/267
Üç kimseye Allah nazar etmez : 1- Okuturken,yetimi ezen Hocaya, 2- ihtiyaci yok iken dilenene, 3- Yaranmak için dalkavukluk yapana. Ramuz :S/268
Üç kisiye Allah Cenneti Haram etmistir : 1- içkiye devam edene, 2- Ana-Babaya asi olana, 3- Ailesini korumayan=Deyyus'a. Ramuz :S/269
Allah Tealâ üç seyi sevmez : 1- Kur'an okunurken konusmayi, 2- Yüksek sesle dua etmeyi, 3- Secdede dirsekleri yere yaymayi(Erk). Ramuz :S/589
Üç kimseden kalem kaldirildi : 1- Uyuyandan, Uyanana kadar, 2- Agir hastadan, iyilesene kadar, 3- Çocuktan, Büluga erinceye kadar. Ramuz :S/291
$u üç sebepten dolayi Arabi sevin : 1- Ben Arabim, 2- Kur'an Arabcadir, 3- Cennet ehlinin lisani da Arabcadir. Ramuz :S/17
Ümmetin için en çok su üç seyden korkarim : 1- Nefsi hevanin delaleti, 2- Midenin istegi ve $ehvete tabi olmak, 3- Dini husularda kendini begenmislik. Ramuz :S/21
Allah'a ve ahirete inanan : 1- Kom$usuna iyilik etsin, 2- Misafirine ikramda bulunsun, 3- Ya Hayir söylesin veya sussun. Riyazüs-Salihin
Üç seyi unutma : 1- Dünyanin geçiciligini 2- Ölümü 3- Basa gelecek afeti Tenbihül Gafilûn/22 Ölümü düsünene Üç sey verilir: 1- Bir an önce Tevbe etmek 2- Az rizikla yetinmek 3- $evkle ibadet etmek T.G/24
Üç yerde acele edilir: 1- Namaz vakti girince Namaz kilmada, 2- Ölüyü topraga vermekte, 3- Günah isleyince,Tevbe etmekte T.G/101
Tevbesi kabul edilmiyen üç kisi : 1- Kâfirligin ELEBA$I, $eytan, 2- Günahkârlarin ELEBA$I Kabil, 3- Peygamberlerden birinin katili. T.G/104
Günah dosyalari üç'tür : 1- Allah'in affetmiyecegi,$irk dosyasi 2- Allah'in affedecegi, günah dosyasi, 3- Kul haklari ile ilgili dosya. T.G/111
Amel defteri kapanmayan Üç kisi : 1- Sadakai Cariye sahibi, 2- Faydali ilim sahibi, 3- Salih evlad sahibi T.G/123
Cennetliklere mahsus üç huy : 1- Kötülük edene iyilik etmek, 2- Haksizlik edeni bagislamak, 3- Vermeyene vermek. T.G/128
Üç kimse Aräin gölgesine alinir : 1- Akrabasini gözeten, 2- Yetime bakan kadin, 3- Yetime,yoksula yediren. T.G/133
$u Üç yerde yalan Caizdir : 1- Savasta, 2- Iki kisiyi baristirmakta, 3- Kari-Koca arasini bulmakta. T.G/154
Üç $eyi yapamiyorsan, Üç $eyi de yapma : 1- Iyilik yapamiyorsan, kötülük te yapma, 2- Yararli olamiyorsan, zararli da olma, 3- Oruç tutamiyorsan,baskasinin etini de yeme. T.G/161
Üç zümrenin Giybeti yoktur : 1- Zalim Devlet adaminin, 2- Açiktan-açiga günah isliyenin, 3- Bidat'çinin T.G/162
Üç kimsenin duasi kabul olmaz : 1- Haram lokma yiyenin, 2- Çok giybet edenin, 3- Müslümanlara karsi kin tutanin. T.G/174
Üç kimse ile Allah konusmaz : 1- Zinakâr ihtiyarla, 2- Yalanci Devlet baskani ile, 3- Kibirli Fakirle. T.G/179
Cennetlik Üç kimse : 1- $ehitler, 2- Ibadet ehli Köle'ler, 3- Kalabalik aileli Fakirler. T.G/179
Cehennemlik üç kimse : 1- Zalim Devlet baskani, 2- Zekât vermeyen Zenginler, 3- Kibirli Fakirler. T.G/179
Yüce Allah,üç kimseden nefret eder : 1- Fasiklardan nefret eder, 2- Cimrilerden nefret eder, 3- Kibirlilerden nefret eder. T.G/179
Allah Üç kimseden daha çok nefret eder : 1- Ya$li Fasiklar, 2- Zengin Cimriler, 3- Fakir Kibirliler. T.G/179
Allah üç kimseyi sever : 1- Takva sahiplerini, 2- Cömertleri, 3- Alçak gönüllü olanlari. T.G/179
Allah Üç kimseyi daha çok sever : 1- Genç Takva sahiplerini, 2- Fakir Cömertleri, 3- Zengin olan,Alçak gönüllüleri. T.G/179
Kiyamet günü aglamayacak göz Üç'tür : 1- Dünyada iken,Allah korkusundan aglayan göz, 2- Dünyada iken,Haramlara bakmaktan sakinan göz, 3- Dünyada iken,Nöbet beklerken uyumayan göz. T.G/
Üç $ey kalbi karartir : 1- Kahkaha ile gülmek, 2- Aç degilken yemek, 3- Lüzumsuz yere konusmak. T.G/195
Üç $eyi olmayan, Imanin tadini alamaz : 1- Cahilin, Cehlini savacak nezaket, 2- Haramlardan koruyacak Takva, 3- Insanlarla iyi geçim için güzel Huy. T.G/198
Üç $ey, Üç $ey sirasinda bilinir : 1- Efendilik, öfkelenince belli olur, 2- Yigitlik Savasta belli olur, 3- Kardeslik,ihtiyaç sirasinda belli olur. T.G/201
Öfkeli iken Karar vermenin zarari Üç'tür : 1- Kendi vicdaninda Pi$manlik duymak, 2- Insanlar tarafindan kinanmak, 3- Allah katinda cezalanmak. T.G/206
Akilli kisi Üç $eyle ugrasir : 1- Geçimini saglamakla, 2- Ahireti için çalismakla, 3- Ilim-Irfan ögrenmekle. T.G/211
$eytan'in Zengine tuzagi üç'tür : 1- Malinin Zekâtini verdirmemesi, 2- Malini gereksiz yerlere harcatmasi, 3- Haksiz yoldan kazandirmasi. T.G/225
Zühd üç $eyden ibarettir : 1- Dünyayi tanidiktan sonra onu birakmak, 2- Allah'a hizmet etmek, 3- Ahireti özleyip,ona talip olmak. T.G/236
Akilli,üç seyi yapandir : 1- Dünya kendini birakmadan,o Dünyayi birakir, 2- Ölmeden önce Mezarini hazirlar, 3- Yaraticinin rizasini kazanir. T.G/236
Dünya'yi sevene Üç $ey bulasir : 1- SIKINTISI bitmez bir me$guliyet, 2- Ula$ilmaz bir Emel, 3- SIKINTISI bitmez bir Ihtiras. T.G/240
Dünya'yi aklindan çikarmayana Üç $ey : 1- Hiç bitmiyen bir Endi$e, 2- Hiç kurtulmayacagi bir me$gale, 3- Sona erdirilmez bir Yoksulluk. T.G/242
Üç $eye sahip olana, ne mutlu : 1- Allah'in Takdirine razi olana, 2- Belâ'lara sabredene, 3- Rahatlikta Allah'a dua edene. T.G/249
Üç sey iyilik hazinesidir : 1- Sadakayi gizlemek, 2- Çekilen aciyi,açiga vurmamak, 3- Ugranan Bela'yi kimseye açmamak. T.G/250
Üç nevi Sabir vardir : 1- Musibetlerin üzüntüsüne Sabir = 300 sevap, 2- Ibadetlere zahmetine Sabir = 600 sevap, 3- Günahlara düsmemeye Sabir = 900 sevap. T.G/274
Cema'atle Namaz kilmayana üç bela : 1- Kazanci bereketsiz olur, 2- Diger iyi amelleri kabul olunmaz, 3- Yüzünün Nur'u silinir. T.G/274
Ölüm Sirasinda da Üç Musibet : 1- Aç olarak Ölür, 2- Susuz olarak can verir, 3- CANI zor çikar. T.G/274
Kabirde Üç Musibet : 1- Sual Melekleri SIKI bir sorguya çeker, 2- Kabri karanlik olur, 3- Kabri,Daracik olur. T.G/274
Kiyamet günü,kar$ila$acak Üç musibet : 1- Hesaplasmasinin çetin olmasi, 2- Rabbi'nin öfkesine muhatab olunmak, 3- Allah,onu Cehennem azabina çarptirmasi. T.G/274
Kâmil abdest, üç seyle olur : 1- Kalbi,Kin'den arindirmakala, 2- Vücudu,günahlardan arindirmakla, 3- Suyu israf etmemekle. T.G/280
Setr'i Avret, Üç $eyle kâmil olur : 1- Elbise,Helal yolla kazanilmis olmakla, 2- Elbisede, pislik olmamakla, 3- Kiyafet,Sünnet'e uygun olmakla. T.G/280
Vaktin Kemali de Üç $eyle olur : 1- Vaktin,girip-girmedigini sürekli gözetmekle, 2- Kulagin Ezan'da olmasiyla, 3- Akli,devamli Namaz vaktiyle me$gul olmakla. T.G/280
Kibleye dönmede Kemal, Üç $eyle olur : 1- Yüzünü Kibleye çevirmekle, 2- Kalbini Allah'a yöneltmekle, 3- Hu$u ile boyun bükmekle. T.G/280
Niyetin kemali Üç seye baglidir : 1- Hangi Namazi kildigini bilmek, 2- Allah'in huzurunda oldugunu bilmek, 3- Allah'in kalbe geçeni bildigini bilmek. T.G/280
Tekbirin kemali Üç seyle olur : 1- Yanli$siz bir tekbir getirmekle, 2- Elleri kulak hizasina kaldirmakla, 3- Kalbi,huzurlu ve hu$ulu kilmakla. T.G/280
Kiyamin kemali Üç seyledir : 1- Gözleri secde yerinden ayirmamakla, 2- Kalbini Allah'a baglamakla, 3- Saga-Sola bakmamakla. T.G/280
Kiraatin kemali Üç seyle olur : 1- Tegannisiz, düzgün okumakla, 2- Düsünerek okumakla, 3- Okudugu ile amel etmekle. T.G/281
Rükû'un kemali Üç seyle olur : 1- Belini dümdüz egmekle, 2- Parmaklarini açarak,diz kapagini tutmakla, 3- Tadili Erkânla,Subhane Rabbiyel Azim demekle. T.G/281
Secdenin kemali Üç seyle olur : 1- Avuç içlerini,kulaklari hizasina yere koymakla, 2- Dirsekleri yere yaymamakla, 3- Tadili Erkânla,Suphane Rabbiyel A'la demekle. T.G/281
Teäeh'hüdün kemali Üç seyle olur : 1- Sag ayagini dikip,sol ayaginin üstüne oturmakla, 2- Saygi ile Ettehiyyatü'yü okumakla, 3- Bunlar bitince Selâm vermekle. T.G/281
Selâm hasletinin kemali için Üç sey : 1- Sagine Selam verirken,sagindakilere niyetle, 2- Soluna Selam verirken,solundakilere niyetle, 3- Omuz baslarina bakmakla. T.G/281
Namaz kilana Üç keramet var : 1- Semaya dogru su gibi iyilik saçilir, 2- Yerden,göge kadar melekler sarar, 3- Bir melek"Eger bilse Namazdan hiç ayrilmaz"der. T.G/284
Üç kimsenin kiyamette korkusu yok : 1- Cemaati tarafindan sevilen Imam, 2- Sirf Allah rizasi için Ezan okuyan, 3- Rabbisine ve Efendisine itaat eden Köle. T.G/289
Misk bulutunda duran üç kimse : 1- Sadece Allah Rizasini arayan Imam, 2- Sadece Allah Rizasi için Kur'an okuyan, 3- Sirf Allah Rizasi için Ezan okuyan. T.G/290
Mü'minin görünecegi yer üç'tür : 1- Gönlünü onaran Mescid'de, 2- Kendine barinak olan ev'de, 3- Mahzuru olmayan ihtiyaçlari pesinde. T.G/302
$u üç kimse Allah'in yakinindadir : 1- Mescid'de olan,oradan çikincaya kadar, 2- Din kardesini ziyaret eden,dönünceye kadar, 3- Hacc veya Umreye giden,dönünceye kadar. T.G/303
Cennetin kapisinda üç satir yazi : 1- La ilahe illallah,Muhammedün Resulûllah, 2- Kul günahkâr,Allah magfiret edicidir, 3- Ettigini bulursun. T.G/302
Zina'nin dünyada üç zarari var : 1- Rizki darlasir, 2- Hayirlardan mahrum olur, 3- Insanlar tarafindan nefretle anilir. T,G/351
Zina'nin Ahirette üç zarari vardir : 1- Allah'in gazabi, 2- Çetin hesaplasma, 3- Büyük atese atilmak. T.G/351
$u üç günah,kalbin nurunu söndürür : 1- Müslüman olmaktan dolayi $ükretmemek, 2- islamiyetten çikarim diye endi$elenmemek, 3- Müslümanlara zulmetmek. T.G/368
Üç tavsiye : 1- Çokça ölümü hatirlamak, 2- $ükr'etmeyi ihmal etmemek, 3- Dua etmeyi ihmal etmemek. T.G/369
Üç seyden sakin : 1- Sözlesmeni bozmaktan, 2- Zulm'etmekten, 3- Hile yapmaktan. T.G/369
$u üç sey zulümdür : 1- Kendi yaptigi kötülügü,baskasinda kinamak, 2- Kendini birakip,baskalarinda kusur aramak 3- Sebepsiz yere dostunu üzmek. T.G/369
Kitaplardan üç özet : 1- Son derece Allah'tan kork, 2- Ümidin korkudan fazla olsun, 3- Kendin için istedigini,baskasi için de iste. T.G/375
Üç sey imandandir : 1- Kendi darda olmasina ragmen sadaka vermek, 2- Aleyhte olsa bile,adaletten ayrilmamak, 3- Herkese Selâm vermek. T.G/375
Allah'in sevdigi davranis üç'tür : 1- Güçlü iken affetmek, 2- Öfkeli iken kendine hakim olmak, 3- Kullara karsi yumusak davranmak. T.G/375
Helâk edici üç sey : 1- Cimrilik, 2- Pe$ine gidilen arzu, 3- Ucb= insanin kendini begenmesi. T.G/378
Kurtulusa erdiren üç sey : 1- Her halde dengeli olmak, 2- Fakirlikte, zenginlikte tutumlu olmak, 3- Gizli,a$ikâr her halde Allah'tan korkmak. T.G/378
Zor olan amel üç'tür . 1- Insanin adaleti kendi nefsine uygulamasi, 2- Din kardesini nefsiyle e$it tutmasi, 3- Geregi gibi Allah'i zikretmesi. T.G/383
Meleklerin hayret ettigi üç kisi : 1- Yapmadigini söyleyen,FASIK,ilim adami, 2- Üzerine (süslü) mezar yapilan günahkâr, 3- Süslü tabut'a konulan günahkâr. T.G/424
Çok üzülecek üç kisi : 1- Kölesi Cennete,kendisi Cehenneme giden efendi, 2- Varisi Cennete,kazanani Cehenneme giden, 3- Dinleyeni Cennete,kendisi Cehenneme giden alim. T.G/425
Üç cümle dogrudur : 1- Allah'in dost edindigini,$eytan dost edinemez, 2- Müslüman olan, olmayan gibi olmaz, 3- insan kimi severse onunla olur. T.G/431
Üç uykudan Allah nefret eder : 1- Zikir meclisinde uyumak, 2- Yatsi namazini kilmadan uyumak, 3- Farz namazlari kilarken uyumak. T.G/433
Allah c.c.üç gülmeden nefret eder : 1- Cenaze arkasindan giderken gülmek, 2- Zikir meclisinde gülmek, 2- Mezarlikta gülmek. T.G/433
Dünyevi kazançlarin en hayirlisi üç'tür : 1- Helal yoldan kazanip,baskasina el açmamak, 2- Kazancin bir kismini ibadet için sarf etmek, 3- Geriye kalanini da Ahiret için harcamak. T.G/446
Uhrevi kazançlarin en hayirlisi üç'tür : 1- Geregi ile amel edip,yaydigin ilim, 2- Ileri için ayirdigin güzel amel, 3- Kendi elinle açtigin iyi bir çigir. T.G/446
Dünyevi en zararli kazanç üç'tür : 1- Haramdan kazanmak, 2- Günah yollarda harcamak, 3- Allah'a itaat etmiyene miras birakmak. T.G/446
Uhrevi en zararli kazanç üç'tür : 1- Kiskançlik sonucu,hakki inkâr, 2- israrla islenen günah, 3- Kendi eliyle açilan kötü bir çigir. T.G/446
Ev sahibinin,misafire karsi yapacagi üç sey : 1- Misafirin yapamiyacagi isi ondan istememek, 2- Helal olmayan yemegi yedirmemek, 3- Namaz vaktini gözetmek. T.G/455
Misafirin görevi üç'tür : 1- Ev sahibinin gösterdigi yere oturmak, 2-Kendisine ikram edilenden hosnut olmak, 3- Evden ayrilirken bereket duasi yapmak. T.G/55
Yüce Allah,bir Hacc'la üç kisiyi Cennet'e kor : 1- Adina Hacc yapilmasini vasiyet edeni, 2- Vasiyeti yerine getireni, 3- Bedel Hacc yapani. T.G/486
Yüce Allah,Üç kimse ile,Meleklere karsi övünür : 1- Issiz yerde Ezan okuyup,Namaz kilanla, 2- Gece tek basina Namaz kilanla, 3- Sava$ta,düsmana karsi dayanip,$ehit olanla. T.G/530
$u üç sey,aldanmisligin alâmetidir : 1- Yok olmaya mahkûm seyleri biriktirmek, 2- Mahvolmaya sebep olan günahlari çogaltmak, 3- Kurtulusa erdirici amelleri terk etmek. T.G/591
$u üç sey, Allah'a yönelisin alâmetidir : 1- Kalbi Tefekküre dalmak, 2- Dili Zikre adamak, 3- Bedeni ibadete adamak. T.G/591
$u üç sey, insanin kendini aldatmasidir : 1- Günahi düsünmeksizin ,nefsin arzulari pesinde kosmak, 2- Tûl-u emele kapilarak,tevbe etmeyi terk etmek, 3- iyi amel islemeksizin,Ahiret saadetini istemek T.G/591
Kim ki,Üç seye ragmen,üç seye sahip olmayi iddia ederse,bilsin ki iddiasi batildir : 1- Dünyayi sevmesine ragmen,Allah'i zikretmekten haz duydugunu iddi eden, 2- Nefsinin nefretine muhatap olmaksizin, Rabbinin rizasini kazandigini iddia eden, 3- insanlarin takdirinden hoslandigini bildigi halde,ihlasli oldugunu iddia eden T.G/591
Allah,Kuluna üç sebepten dolayi gazaplanir : 1- Kulun,Allah'in emrini yerine getirmemesi, 2- Kulun,Allah'in ayirdigina razi olmamasi, 3- Kulun istegi eline geçmeyince,Allah'a gücenmesi T.G/609
Iman sahibinin üç alâmeti vardir : 1- Namaz kilmak, 2- Oruç tutmak, 3- Sadaka vermek. Dört B.Halife Menk.S/359
Münafik’ta üç alâmet vardir : 1- Namazi yalniz kilarken noksan, Halk yaninda düzgün ve tam kilar. 2- Kendini meth'edenlerin kar$isinda zevkle is yapar ve övülmekten ho$lanir, 3- Allah'i insanlar yaninda zikreder, yalniz basina kalinca zikretmez. Menakib
Zalim'de üç kötü hal vardir : 1- Kendinden daha zayifa baski yapar, 2- Gücü yettigi kadar baskasini malini alir, 3- Rizki hususunda Helâl-Haram demez. Menakib
Kiskanç kimsede de üç alamet vardir : 1- Kalabalikta,kiskandigi kimseye yaltaklanir, 2- Herkesin arkasinda Giybet eder, 3- Basina belâ gelenlere sevinir . Menakib
Tenbel kimsede de üç alamet vardir : 1- Allah'a ibadetde tembellik eder, 2- Yaptigi ameli kusurlu yapar, 3- Namazin vaktini geçirir. Menakib
Tövbekâr'in üç alameti vardir : 1- Haramlardan uzaklasir, 2- ilim ögrenmeye hirsli olur, 3- Günaha dönmekten çok korkar. Menakib
SABIRLI olan kimsede Üç alamet vardir : 1- Kendisine gelmeyene kendisi gider, 2- Kendisine zulmedeni bagislar, 3- HAKSIZLIK edene merhamet eder. Menakib
SABIRLI kimsenin diger üç alâmeti : 1- Allah'in bütün emirlerine Sabreder, 2- Günahlari i$lememeye Sabreder, 3- Gelen Belâ ve Musibetlere Sabreder. Menakib.
FACiR adamin üç alameti vardir : 1- Çok yemin eder, 2- Kadinlari aldatir, 3- Herhese iftira eder. Menakib
KAFiR'lerin üç alameti vardir : 1- Allah'in ezeli Dininden $üphe eder, 2- Allah'in sevdiklerine düsman olur, 2- ibadet ve Taat'tan gafil olur. Menakib
ilahi Rahmetten mahrum olanin üç alameti, 1- Allah'in azabindan emin olur, 2- Allah'in Rahmetinden ümitsizdir, 3- Allah'in Resulüne muhalefet eder. Menakib
Affa mashar olanin üç alameti vardir : 1- Allah'in azabindan korkar, 2- Allah'in KAHRINDAN korkar, 3- Allah adina yapilan Vaaz'dan korkar. Menakib
$u üç sey büyük kabahattir : 1- Geçimden yakinmak,Rabbi $ikayettir, 2- Dünyalik için üzülmek,Rabbi üzmektir, 3- Zenginliginden dolayi,zengine tevazu edenin dininin üçte ikisi gider. Münebbihat
$u üç seyi iyi ögrenmek gerekir : 1- Güzel geçinmek,aklin yarisidir, 2- Güzel Sual sormak,ilmin yarisidir, 3- Güzel tedbir,geçimin yarisidir. Münebbihat
Üç seyi terk etmek : 1- Kim dünyayi terk ederse Allah onu sever, 2- Kim günahlari terk ederse,melekler onu sever, 3- Kim Tama'i terk ederse insanlar onu sever. Münebbihat
Üç sey sana yeter : 1- Nimet olarak iSLAM sana yeter, 2- Me$gul olmak istersen TAAT yeter, 3- ibret almak istersen ÖLÜM yeter. Münebbihat
AKILLI insanin üç alameti vardir : 1- Dünyaya deger vermez, 2- üzüntü ve eziyetleri $ikâyet etmez, 3- Musibet karsisinda sabirli olur. Menakib
AHMAK insanin üç belirtisi vardir : 1- Allah'in kesin emirlerine karsi tembeldir, 2- Söyledigi sözlerin çogu lüzumsuzdur, 3- Allah'in yarattiklarina çok eziyet eder. Menakib
iYi insanin üç alâmeti vardir : 1- Yedigi helaldir, 2- ilim meclislerinde bulunur, 3- Namazi cemaatle kilar. Menakib
iYi insanin diger Üç alameti : 1- Bütün ibadetlerini zamaninda yapar, 2- Haram islerden uzak olur, 3- Kendisine fenalik yapana iyilik eder. Menakib
KÖTÜ adamin Üç alameti vardir : 1- Allah'in emirlerine karsi tembeldir, 2- Herhese kötülügü dokunur, 3- Kendisine iyilik edene,fenalik yapar. Menakib
MÜTTEKi'de Üç alamet vardir : 1- Fena insanlardan uzaklasir, 2- Yalan söylemekten sakinir, 3- Harama düsmekten çok korkar. Menakib
GÜNAHKAR insanin üç alameti vardir : 1- Bütün amellerini hatali yapar, 2- Oyun ve çalgi gibi islerle ugrasir, 3- Unutkan olur. Menakib
Kalbi kararmisin üç alâmeti vardir : 1- Düskünleri görüp-gözetmez, 2- Aza kanaat etmez,Gözü doymaz olur, 3- Ona Ögüt-nasihat tesir etmez. Menakib
DOGRU kimsenin üç alameti vardir : 1- Ibadetlerini gizli yapar, 2- Karsilastigi musibetleri gizler, 3- Daima zikirle mesgul olur. Menakib
FASIK'in üç alameti vardir : 1- Fitne ve Fesadi sever, 2- Insanlarin Belâya ugramasini ister, 3- iyi ve hayirli islerden kaçinir. Menakib
A$AGILIK adamin üç alâmeti vardir : 1- Akrabasi ile çekisir durur, 2- Komsularina eziyet eder, 3- Günah islemeyi sever. Menakib
Allah'in sevmedigi kimsenin alâmeti üçtür : 1- Çok Yalan söyler,yalan yere yemin eder, 2- insanlari Huzursuz eder, 3- Baskasinin sirtindan geçinmeyi sever. Menakib
ABiD olanin üç alameti vardir : 1- Allah'i büyük, kendisini küçük bilir, 2- $ehevi arzularina son verir, 3- Allah'in rizasini kazanmayi $iar edinir. Menakib
iLHA sahibinin alameti üç'tür : 1- Gücü yettigi kadar,herkesi aff'eder, 2- Malinin Zekâtini verir, 3- Fakire Sadaka vermeyi zevk bilir. Menakib
CiMRi' de üç alamet bulunur : 1- Açliktan korkar, 2- istenileni vermekten korkar, 3- Cömertlik yapana içinden husumet duyar. Menakib
Üç SINIF ABiD'in, Üçerden Dokuz vasiflari: 1- a) Sevdigini Allah için verir, b) Öfkelenmez, c) Her halde efendisi ile olur. 2- a) Nefsini küçük görür, b) ihsanini küçük görür, c) Kusurlarini büyük görür. 3- a) Her halde insanlara örnek olur, b) insanlarin en cömerdi olur, c) Herhes hakkinda Hüsnü Zan besler. Menakib :S/499
Üç kisiye acinir : 1- Bir kavmin büyügü iken küçük düsene, 2- Zengin iken fakir düsene, 3- Dünyanin elinde oyuncak olana. Ihya 1/153
|
|
|
|
| | June 22
"Allâh ve melekleri Peygamber'e çokça salât ederler. Ey mü'minler! Siz de O'na çokça salât getirin ve tam bir teslimiyetle selâm verin." (el-Ahzâb, 56)
Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem-'in şânını yücelten âyet-i kerîmelerden biri de budur. Hem Allâh'ın, hem de meleklerin Rasûlullâh Efendimiz'e salavât getirmeleri, onun Allâh katındaki değerini ortaya koymaktadır.
Allâh'ın, Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem-'e salavât getirmesi, "ona merhamet etmesi, şan ve şerefini yüceltmesi"dir.
Meleklerin Rasûlullâh'a salavât getirmesi de, aynı şekilde "Onun kadr u kıymetini anıp, yüce mertebelere erişmesi için Allâh'a niyazda bulunmaları" demektir.
Allâh Teâlâ âyet-i kerîmede, kendisinin ve meleklerin Rasûl-i Ekrem'e salavât getirdiklerini hatırlattıktan sonra, kullarına hitâben:
"-Ona -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, bizim gibi siz de salât ü selâm getirin, saygıların en yücesiyle O'nu yâdedin." buyurmaktadır.
* * *
Abdullâh bin Amr -radıyallâhu anh-'dan gelen bir rivâyette Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
"Kim bana bir defa salât ü selâm getirirse, bu sebeple Allâh Teâlâ da ona on misli merhamet eder." (Müslim)
Hadîsin bazı rivâyetlerinde, Hazret-i Peygamber'e salavat getiren kimseye, Cenâb-ı Hakk'ın on defa merhamet edeceği müjdesine ilâveten, o kimsenin on günahının bağışlanacağı, manevî derecesinin on derece daha yükseltileceği de haber verilmektedir. (Nesâî)
Ashâb-ı Kirâm'dan Ebû Talhâ el-Ensârî'nin anlattığına göre, birgün Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- mütebessim bir çehreyle Ashâb-ı Kirâm'ın yanına geldi ve Cebrâil -aleyhisselâm-'ın kendisine şu müjdeyi getirdiğini haber verdi:
"-Muhammed! Ümmetinden biri sana bir salât getirdiğinde benim onun günahlarının bağışlanması için on defa istiğfar etmem, o kimsenin sana bir selâm getirmesi hâlinde de benim ona on selâm vermem seni sevindirmez mi?" (Nesâî)
Görüldüğü gibi Hazret-i Peygamber'e salât ü selâm getirmek, Allâh'ın rahmetini ve rızâsını kazanmaya vesîledir. Bu sebeple her fırsatta Rasûl-i Ekrem Efendimiz'e salât ü selâm getirmelidir.
İbn Mes'ûd'dan gelen bir rivâyette de Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyururlar:
"Kıyâmet gününde insanların bana en yakın olanları, bana en çok salât ü selâm getirenleridir."
Bir başka hadîs-i şerifte ise, Evs b. Evs -radıyallâhu anh-'dan rivâyet edildiğine göre Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-:
"-Günlerin en fazîletlisi Cuma günüdür. Bu sebeple o gün bana çokça salât ü selâm getiriniz; zîrâ sizin salât ü selâmlarınız bana sunulur." buyurunca, Ashâb-ı Kirâm:
"-Yâ Rasûlullâh! Vefât ettiğin ve senden hiçbir eser kalmadığı zaman salât ü selâmlarımız sana nasıl sunulur?" diye sordular. Bunun üzerine Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem-:
"-Allâh Teâlâ, peygamberlerin bedenlerini çürütmeyi toprağa haram kıldı." buyurdu. (Ebû Dâvud)
Hadisten de anlaşıldığı gibi Peygamber Efendimiz'e gönderilen salavâtlar ona takdim edilir. O da bu selâmları alır.
Bu bulunmaz fırsatı kaçırmamak için ona her fırsatta salavât getirmeye gayret etmelidir. Ayrıca hadîste Cuma gününün fazîletinden de söz edilmiştir. Bu sebeple Rasûl-i Ekrem'e Cuma günü daha çok salât ü selâm göndermeli ve böylece Cenâb-ı Hakk'ın rızâsını kazanmaya çalışmalıdır.
Rasûlullâh'a salât ü selâm getirmek sûretiyle kazanacağı mânevî ecre önem vermemiş, kendini elde edeceği büyük bir sevaptan mahrum bırakmış kimseler hakkında Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem-:
"Asıl cimri, yanında adım anıldığı hâlde bana salâvât getirmeyen kimsedir." buyurmuştur.
* * *
Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz'e çokça salavât getirebilmek için O'nu çok sevmeliyiz. Zîrâ insan sevdiğini dilinden düşürmez; O'nu her fırsatta anar. Rasûlullâh Efendimiz'in dindeki ve Allâh katındaki yerini ve önemini gerektiği şekilde kavrayamayanlar, "Ben Allâh'ı daha çok seviyor ve her fırsatta O'nu anıyorum; ayrıca Hazret-i Peygamber'i anmaya ne gerek var?" diye düşünebilirler.
İnsanın en fazla sevip sayması gereken şüphesiz Allâh Teâlâ'dır. O'na beslenecek muhabbeti ve hürmeti bir başka muhabbet ve hürmetle kıyaslamak elbette mümkün değildir. Bununla beraber Allâh Teâlâ, Rasûl-i Ekrem'e beslenecek sevgi ve saygının önemini Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle hatırlatmaktadır:
"Ey Rasûlüm, insanlara de ki: Eğer Allâh'ı seviyorsanız, bana uyun ki, Allâh da sizi sevsin ve suçlarınızı bağışlasın." (Âl-i İmrân, 31)
Allâh katında böylesine üstün yeri olan bir peygamber, elbette sevilmeye, sayılmaya ve her fırsatta anılmaya lâyık bir kimsedir.
Müslümanlar hayatı ve yaşama biçimi olduğu kadar duâ ve ibâdeti de Allâh'ın Rasûlü'nden öğrenirler. Her işte olduğu gibi duânın da bir âdâbı ve usûlü vardır.
Birgün Rasûlulllâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-, namazdan sonra Allâh'a hamd etmeden, Peygamber'e salavât getirmeden duâ eden bir adamı işitti. Bunun üzerine:
"-Bu adam acele etti." buyurdu. Sonra o adamı yanına çağırdı ve:
"-Biriniz duâ edeceği zaman önce hamd ü senâ etsin, sonra bana salât ü selâm getirsin. Daha sonra da dilediği şekilde duâ etsin." buyurdu. (Ebû Dâvud, Nesâî)
* * *
Peygamber Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem- salavât-ı şerîfe'nin fazîletini bildirdiği gibi kendisine nasıl salavât getirileceğini de haber vermiştir.
Nitekim Ahzâb Sûresinin 56. âyeti nâzil olunca, sahâbe Peygamber'e başvurarak nasıl salât getirileceğini öğrenmek istediler ve bunu Efendimiz'e sordular. Rasûl-i Ekrem Efendimiz, kendisine bu suâl sorulduğu zaman sükût buyurdu. Ya âdeti üzere o konuda vahiy gelmesini bekledi veya bu suâle en uygun cevâbı verebilmek için düşünme ihtiyacı hissetti. Sükûtun uzaması, Rasûlullâh'ı yorup üzdüklerini zanneden sahâbileri endişeye sevketti ve:
"-Keşke bu suâl sorulmasaydı, Rasûlullâh Efendimiz de üzülmeseydi." diye aralarında konuştular. Çok geçmeden Rasûlullâh şu salavâtı tavsiye buyurdu.
"Allâhümme salli alâ Muhammedin ve alâ âl-i Muhammed, kemâ salleyte alâ âl-i ibrahim ve bârik alâ Muhammedin ve alâ âl-i Muhammed, kemâ bârekte alâ âl-i İbrahim, inneke hamîdun mecîd. (Allâh'ım! İbrahim'in âline rahmet ettiğin gibi Muhammed'e ve âline de rahmet et. Allâh'ım! İbrahim'in âline hayır ve bereket lutfettiğin gibi Muhammed'e ve âline de hayır ve bereket ihsân et. Şüphesiz Sen övülmeye lâyık ve yücesin.)
Demek ki, Efendimiz'e salavât getirirken Cenâb-ı Hakk'a şöyle duâ etmiş oluyoruz:
"Yâ Rabbi! Rasûl-i Ekrem'in nâmını, şânını hem dünya, hem de âhirette yüce kıl. Onun getirdiği İslâm dinini bütün cihâna yay ve bu dini dünya varoldukça yaşat. Ona âhirette ümmetine şefâat etme hakkı ver ve kendisine sayısız sevap ihsan eyle!"
Salât ü selâm böylesine derin manalar ihtivâ ettiğine ve faydası hem bize, hem de bütün müslümanlara ulaştığına göre, salavât-ı şerîfe getirme husûsunda cimrilik etmemeliyiz.
Bir gün Ubey b. Ka'b -radıyallâhu anh- Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem-'e sordu:
"- Yâ Rasûlallâh! Ben sana çok salavât-ı şerîfe getiriyorum. Acaba bunu ne kadar yapmam gerekir?".
"- Dilediğin kadar yap." buyurdu.
"- Duâlarımın dörtte birini salavât-ı şerîfeye ayırsam uygun olur mu?" diye sordum.
"- Dilediğin kadarını ayır. Ama daha fazla yaparsan senin için hayırlı olur." buyurdu.
"- Öyleyse duâmın yarısını salavât-ı şerîfeye ayırayım." dedim.
"- Dilediğin kadar yap. Ama daha fazla yaparsan senin için hayırlı olur." buyurdu.
Ben yine:
"- Şu hâlde üçte ikisi yeter mi?" diye sordum.
"- İstediğin kadar. Ama artırırsan senin için iyi olur." buyurdu.
"- Öyleyse duâya ayırdığım zamanın hepsinde sana salavât-ı şerîfe getirsem nasıl olur?" deyince:
"- O takdirde Allâh bütün sıkıntılarını giderir ve günahlarını bağışlar." buyurdu." (Tirmizî, Kıyâmet, 23)
* * *
Velhâsıl âyet ve hadîs-i şeriflerde bildirildiği üzere salavât-ı şerîfe getirmenin pek çok faydaları vardır. Bunları kısaca özetleyecek olursak:
1- Salavât, Ahzâb Sûresi 56. âyette belirtildiği üzere Cenâb-ı Hakk'ın buyruğuna itâattir.
2- Salavât, günahların affedilmesine vesîledir.
3- Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz'e yakın olmanın en güzel ve en kolay yolu ona salavât getirmektir.
4- Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-, kendisine salât okuyana mukâbelede bulunur.
5- Her salât getirenin ismi, Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz'e arz edilir.
6- Salât ü selâm okuyan kimse, Allâh ve Rasûlü'nün muhabbetini diğer muhabbetlere tercih etmiş olduğu için, O'nun ahlâkıyla ahlaklanmada seviye alır, kötü ahlaktan kurtulur, fazîlete erer.
7- Rasûl-i Ekrem'in kendisine olan muhabbeti arttığı gibi, onun da Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem-'e olan muhabbeti devam eder ve katlanarak artar.
8- Allâh Teâlâ'nın Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- ile bize ihsan ettiği lutuflar, sayıya gelmeyecek kadar fazla olmasına rağmen, salât ve selâm ile Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem-'in üzerimizdeki hakkını çok az da olsa ödemeye çalışmış oluruz.
9- Allâh Teâlâ'nın rahmetinin üzerimize inmesine vesîledir.
10- Salavât unutulan sözün hatırlanmasına sebep olur.
11- Salavât duâların kabûlüne vesîledir.
12- Yine salavât kıyâmetin o zor gününde arşın gölgesinde gölgelenmeye vesîledir ki, hadîs-i şerif'te şöyle buyurulur:
"Kıyamet gününde üç kişi Allâh'ın arşının gölgesinde gölgelenir:
1- Üzüntülü kişinin sıkıntısını teselli eden kişi.
2- Benim sünnetimi ihyâ eden kimse.
3- Benim üzerime çok çok salavât getiren kimse."
Rabbim cümlemizi salavâtın özüne ulaşıp, Peygamber ahlâkıyla ahlaklanmayı, O'nun 23 yıllık nübüvvet hayatından lâyıkı vechile hisseler almayı ihsan eylesin!.. (Âmin)
June 19
|
|
|
|
|
|
Ey Nebî, arz ve semâ, Hayranındır dâima! Sen olmasaydın eğer, Ne gök olurdu ne yer. Ne bir damla su vardı, Ne gül kokusu vardı! Elmas, inci ve zehep, Senin nurundandır hep.. Güneş, zühre, mah nurun, Ne mübârek âh nurun! Ey Nebî, arz ve Semâ, Hayranındır dâima!..
|
|
|
|
| |
|
|
|
|
|
|
Ey Nebî, arz ve semâ, Hayranındır dâima! Sen olmasaydın eğer, Ne gök olurdu ne yer. Ne bir damla su vardı, Ne gül kokusu vardı! Elmas, inci ve zehep, Senin nurundandır hep.. Güneş, zühre, mah nurun, Ne mübârek âh nurun! Ey Nebî, arz ve Semâ, Hayranındır dâima!.. Cennet yüzüne müştâk, Seni rahmet kıldı Hak. Melek, insan, hurî, cin, Âlemde Senin için! Diller âşık ismine, Hep nurun zambak, mine! Canlar Seni özler hep, Varlığa Sensin sebep! Ey Nebî, arz ve Semâ, Hayranındır dâima!... Kimse bilmez bu ne iş, Gönlün fezadan geniş! İhsan etmiş Hak Sana, En güzel ahlâk Sana!.. Bu âlemde cûd Senin, Bedir ve Uhud Senin! Sıddîk'ın, Ömer'in var, Osman, Ali Sana Yâr!.. Senin yüzün gibi yüz, Görmedi gece gündüz!. Ey Nebî, arz ve Semâ, Hayranındır dâima!.. Gül saçar hep leblerin, Ne güzel edeplerin! Ahlâkını över Hak, Sana bu şan müstehak! Künhüne ermek senin, Harcı değil kimsenin!.. Vasfedemez söz seni, Yanar görse göz Seni! Sevdana düşer artık, Alemde her yarattık! Bir Bilâl olur canlar, Akar göz göz mercanlar! Yetim senin, dul senin, Bir sıfatın kul Senin! Kulların en güzeli, Kim geçer Sen güzeli? Ey Nebî, arz ve Semâ, Hayranındır dâima!.. Aşkın köpürüp taştı, Cibrîl Sana sırdaştı! Öyle sevmiş RAB Seni, Hep över kitap Seni! Ahlâkın ne azimdi, Hayrette âlem şimdi! Bulamam Sana misâl, Ey Sultanım, bu ne hâl? Sen olmasaydın eğer, Ne gök olurdu, ne yer! Ne dal vardı, ne çiçek, Ne bir yudum içecek! Ne mah görürdü gözler, Ne şah görürdü gözler! Senin için rûz–ü şeb, Güneşler nurundur hep! Gelmez fazlın misâle, Nûrunu taşır Lâle!.. Sen ki, Şâh–ı Levlâk'sın, Nümune–i ahlâksın! Ey Nebi, arz ve Semâ, Hayranındır dâima! Sende bir derya sîne, Hızır'ın çeşmesi ne? Sen bir ümmisin fakat, İlmin gök gibi kat kat! Elif'ler, sin'ler sana, İndi Yâsîn'ler Sana!.. En gizli ilim Senin, Şefkat ve hilim Senin! Ümmilik bir mûcizen, Yetişemez er ve Zen! Sözün inciden parlak, Ay gibi, kar gibi ak!.. Ne hikmet, ne nurdur bu? Hayâli dondurur bu! Ey Nebî, arz ve Semâ, Hayranındır dâima!.. Çağlar arzda Ezanın, Uğurusun fezanın! Sana has Habib olmak, Kalblere Tabib olmak! Aşkın ki Cini yaktı, Kor kor içini yaktı!. Ya kütükteki nâle? Nasıl düştü bu hâle? Açılınca arası, Yaktı hicran yarası! Ay'ın derdi bir başka, Ah! Yenik düştü aşka!.. Oluverdi iki şak, Sanki külden yumuşak! Vasfedemez tam Seni, Bu söz, bu kelâm Seni! Senin meddahın Hak'tır, Âlem sana müstehaktır! Ey Nebi, arz ve Semâ, Hayranındır dâima!.. Mustafa Necati Bursalı
|
|
|
|
| |
|
|
|
|
|
|
Bir sancak altında kaç milyon insan, Ne tenleri benzer, ne dilde lisan... Olmuşlar... Tek yürek, tek beden de can; İnsanlığı gördüm... Beytullah'ta ben... Yedi bağın gülü, aynı destede, Yetmiş iki millet, aynı listede, Kaç milyon ''Âmin'' der, aynı bestede; Tevhîd'le haşroldum... Beytullah'ta ben... Sînelerde alev, ne kül ne duman, Dillerde bir soru: ''Vuslat ne zaman?'' Cehennem söndürür, böylesi îman... Aşk ne imiş gördüm... Beytullah'ta ben... Okyanuslar aşmış, gelmiş nicesi, Aç, susuz, uykusuz, gündüz gecesi... Her nefes, dilinde Kur'ân hecesi; Sevdâlılar gördüm... Beytullah'ta ben... Rabb'in o davetli misafirleri; Doldurmuş, Mekke'de her karış yeri. Dillerinde dinmez, ''LEBBEYK'' sesleri, Arş'a yollar gördüm... Beytullah'ta ben... Bir damla misâli, kapılmış sele; Zengin, fakir, paşa, nefer elele... Yan yana secd'eder, sultanla köle; Mahşerle tanıştım... Beytullah'ta ben... Kimi görmez gözü, elinde âsâ; Lâkin, kalp gözünü açmış devâsa... Yüzünde tebessüm, ne gam, ne tasa, Döner durur gördüm... Beytullah'ta ben... Kimi, ayağında yarım çarığı; Kaç yerinden kanar, topuk yarığı... Meğerse; kefenmiş başta sarığı, Ne âşıklar gördüm... Beytullah'ta ben... Baktım... Sofrasında, nice melekler; Bir tas zemzem suyu, kuru ekmekler, Gözleri Kâbe'de iftarı bekler, Tokluğuma yandım... Beytullah'ta ben... Bir zerre gözü yok, dünya aşında, Âhir rızkın arar, harman başında, Rabb'in nazarını, Kâbe taşında; Gören gözler gördüm... Beytullah'ta ben... Kimi bahardadır, görmemiş yazı, Kiminin geçiyor, Mevlâ'ya nazı; Kılınır Kâbe'de vedâ namazı, İmrendim.. El açtım, Beytullah'ta ben... Kiminde kalmamış, derman bacakta; İki büklüm yürür, gitmez kucakta... Erimiş.. Kaybolmuş.. Cenâb-ı Hakk'ta Pervaneler gördüm.. Beytullah'ta ben... O kambur sırtında, eski torbası, Torbasında sanki, Cennet urbası.. Hele bir, kıyamda var ki durması; Göz göz oldum, doldum... Beytullah'ta ben... Bin rütbeyi, bir secdede atlayan, Bir secdeyi, yüz binlere katlayan, Bu kârını meleklerle kutlayan, Ne tâcirler gördüm... Beytullah'ta ben... Hacerü'l-Esved'de adın yazdıran, Îman pençesinde, nefsi ezdiren, Yücelen ruhuna, Arş'ı gezdiren, Ne veliler gördüm... Beytullah'ta ben... Unutmuş... Dünyanın vefâ derdini, Yıkmış... Kalbindeki, riyâ bendini, Öyle teslim etmiş, Hakk'a kendini; Canda Cânân gördüm... Beytullah'ta ben... Bir sevdâ seli var, Safâ Merve'de; Damlalar köpürmüş, vecde girmede. Nice peygamberler, nice zirvede; Durup bakar gördüm... Beytullah'ta ben... İbrahim Makâmı, sultan sofrası; Sunulur herkese, bir kevser tası... Bir cennet şöleni, perde arkası, Ne sahneler gördüm... Beytullah'ta ben... Melekler almışlar, şölenden payı; Sarmışlar, Kâbe'de bütün semayı. Kalem anlatamaz, bu içtimayı, Âciz bir kul oldum... Beytullah'ta ben... Kaç yerinden açılmış, gökte kapılar; Ardında saraylar, zümrüt yapılar, Vâdeleri sonsuz, nice tapular; Elden ele gördüm... Beytullah'ta ben... Durdum da, tavâfı seyrettim hayran; Gördüm: Bir kâinat misâli devran... Hangisi melektir, hangisi insan? Şaşırdım çok zaman... Beytullah'ta ben... Bir sağnak misâli selâm yağmuru, Gönüller yıkanmış, kalpler dupduru. İhlâs ateşinde, nice hamuru; Pişiyorken gördüm... Beytullah'ta ben... Yaş desem... Yaş değil, gözlerden akan, Bir sel ki, günahlar bendini yıkan... Kâbe göklerinden, semaya çıkan; Merdivenler gördüm... Beytullah'ta ben... Dağlar, taşlar, secde gelmiş kavrulur, Kum tanesi, ''Allah'' diye savrulur... Göz nereye baksa, Rahman'ı bulur, Ne zikirler duydum... Beytullah'ta ben... Ter döktüm.. Susadım, nefsimden yana, Başkası bir lezzet vermedi bana; Dediler: ''Bu zemzem, şifadır cana'' İçtim kana kana... Beytullah'ta ben... Mescid-i Haram'da dokuz minâre; Diyor ki: ''Bendedir, gaflete çâre'' Bir günde beş kere, yürek bin pâre; Ezanlar dinledim... Beytullah'ta ben... Bir mânâ sarayı, Mescid-i Haram; O ne ince nakış, o ne ihtişam... Her kalbe, Muhammed Aleyhisselâm; Bin taht kurmuş gördüm... Beytullah'ta ben... Vah ki bana! Bunca yıldır gülmezdim, Gözlerimden böyle yaşlar silmezdim. Vah ki bana! Huşû nedir bilmezdim; Tattım o lezzeti... Beytullah'ta ben... Yıllar geçti, aramakla özümü; Dünya malı kör etmişti gözümü, Unutmuştum, ''Kâlû Belâ'' sözümü; Gör ki hatırladım... Beytullah'ta ben... Çekildi kanımdan, şeytân-ı kebir, Çekildi kanımdan, zorbalık cebir, Ne bir hased kaldı, ne gurur kibir; Yerle yeksan oldum... Beytullah'ta ben... Bir zaman derdim ki: ''Yâ Rabbî neden, Bir daha istiyor, bir kere giden?'' Meğer bilemezmiş, insan gitmeden; Aldım cevabımı... Beytullah'ta ben... Gördüm ki; bu dünya bir oyalanma, Halime bakıp da, mutluyum sanma. Bedenim Kâbe'den uzakta amma; Gönlümü bıraktım... Beytullah'ta ben...
|
|
|
|
| |
|
|
|
|
|
|
40 Yaşındasın Rahmetini umarak Günahkar bir dille; Allah Azze ve Celle Ya Rasulallah, Âlemlere rahmet hayatın geçiyor kalbimizden, Kalbimizden seyrediyoruz seni. İşte Bir yaşındasın, Beni Sa'd yurdundasın Sana süt anne olmadı kadınlar Bu yüzden dargın bulutlar Bir damla yağmur indirmiyor Kıtlık hüküm sürüyor Beni Sa'd yurdunda Minicik bir bulut var gökyüzünde Sana aşık... Ayrılmıyor başucundan Ve insanlar yağmur duasında... Hz.Halime kucağına alıyor seni Yeryüzünde bir gölgelik...Seni güneşten korumak için Oysa minicik bulut gökyüzünde Sana meftun, sana kilitli... Ve dua eden rahibin kucağındasın Dünyalar güzeli gözlerine bakıyor rahip Kıtlığı da unutuyor, yağmuru da, duayı da Ama sen unutmuyorsun Uğruna canlarımız feda o gözlerinle gökyüzüne bakıyorsun O minicik bulut ilişiyor bakışlarına Büyüyor, büyüyor... Sonra nazlı, nazlı yağmur damlaları iniyor buluttan Fakat çoğusu bilmiyor yağmurun geliş sebebini Çoğusu bilmiyor seni... Altı yaşındasın Medine-i Münevvere yolundasın Yanında aziz annen ve Ümmü Eymen Yetimliğini hissediyorsun baba kabristanında Sonra yolda, Ebva'da öksüzlük karşılıyor seni Mekke'ye annesiz giriyorsun Abdulmuttalip bir başka seviyor seni Ebu Talip bir başka seviyor Ya Rasulallah Mekke çocukları annelerine seslenirler miydi senin yanında Onlar anne deyince sen yere mi bakardın Mekke rüzgarları kaç gece gözyaşlarını taşıdı Ebva'ya Kaç gece anne diye hıçkırdın Efendim! Senin yerine de anne dedik annemize Senin yerine de baba dedik Yirmi beş yaşındasın Ve bambaşkasın Kimse sana denk değil Şefkat yayıyor kokun Güven veriyor sesin Sen Muhammed-ül Emin' sin Otuz üç yaşındasın Dalga dalga rahmet var Otuz beş yaşındasın Hadi gel bekletme yar İniltiler çalıyor kapısını göklerin Hadi gel bekletme yar Sinesi çatlayacak Rasul bekleyenlerin... Hadi gel ey Yâr! Nurdağına davet var İşte Kırk yaşındasın Hira Nur dağındasın Cibril iniyor göklerden Ve nokta nokta her yerden salat, selam yükseliyor Sen kâinatın yüreğinden hasretle kopan ' Ah! ' sın Karanlık gecelerimize sabahsın Sen Nebiyullahsın Sen Habibullahsın Sen Rasulullahsın Niye incittilerki seni sultanım Niye işkence yaptılarki sana Ebu Talip öldü diye mi bu pervasızca saldırılar Himayesiz kaldın diye mi Kabe'deki ağlayışın geliyor gözümüzün önüne ' Amca yokluğunu ne çabuk hissettirdin ' diyişin Haremde namaz kılışın geliyor aklımıza Başına pislikler saçılıyor Başlar feda o mübarek başına Nasipsizler sana bakıp nasıl da gülüyorlar Biri koşuyor Mekke sokaklarından sana doğru Biri koşuyor ama sanki yere inmiş Arş-ı Âla ' Bu koşan kimdir ' diye bir soru dolaşıyor boşlukta Bu koşan kim? Ve cevap veriyor biri: Muhammed' in kızı Fatımatüz-Zehra Velilerin anası... Yüzünü gözünü siliyor biricik kızın Sana yeryüzünde en çok benzeyen Gülmesi sen, ağlaması sen ' Ağlama kızım ' diyişin geliyor aklımıza Niye çıkardılar ki yurdundan seni Himayesiz kaldın diye mi Onlar bilmiyorlar mıydı seni himaye edeni Seni yetim bulup barındıranı Seni alemlere rahmet kılanı Onlar deli diyorlardı sana, sen susuyordun Mecnun diyorlardı, şair diyorlardı, sen susuyordun 'Seni bizim elimizden kim kurtaracak' diyorlardı Sen, Sen ' Allah! ' diyordun Allah Azze ve Celle Semayı haşyet kaplıyordu Sen ' Allah! ' diyordun Arş-ı Âla titriyordu Bedir' de ' Allah! ' diyordun Üç bin melek iniyordu alaca atlarda Yüz yirmi beş bin sahabi: ' Anam babam sana feda olsun ' diyordu Ya Rasulallah Medine-i Münevvere sokaklarında yürüyordun Neccar Oğulları'nın küçük kızları seni görünce Sevinçten ne yapacaklarını bilememişlerdi ' Beni seviyor musunuz ' diye sormuştun onlara ' Seni çok seviyoruz Ya Habiballah ' demişlerdi Sen de: ' Allah biliyor ki ben de sizi çok seviyorum' demiştin Bu gün yaşayan gençler var Neccar Oğulları'nın kızları diğil belki Ama seni onlar da çok seviyor Gözyaşlarından belli ki seni canlarından çok seviyorlar Senden başka kimseleri yok Allah biliyor ki sen onları da çok seviyorsun Altmış üç yaşındasın Refik-i Âla duasındasın Senin için siyah yünden çizgili bir cüppe dokunmuştu Kenarları beyazdı Onu giyerek ashabının yanına çıkmıştın Ve mübarek ellerini dizine vurarak: ' Görüyor musunuz ne kadar güzel ' demiştin Meclisinde bulunan biri sana seslenmişti: ' Anam babam sana feda olsun ya Rasulallah, onu bana ver ' Niye istemişti ki senden sevdiğini bile bile İstendiğinde katiyyen ' hayır ' demediğini bile bile ' Peki ' dedin o zata Ve sen yine yamalı, eski cübbeni giydin Dostuna kavuşmana bir hafta kalmıştı Aynı cübbeden yine yine diktiler Ama giyinmek nasip olmadı Haberler uçurmuştun Ebu Hureyre' nin diliyle: ' Benden sonra öyle kimseler gelecek ki, keşke peygamberi görseydik de ne malımız ne evladımız olsaydı diyecekler ' Ve Hz. Enes ile paylaşmıştın özlemini ' Beni görmedikleri halde bana iman eden kardeşlerimi görmeyi çok isterdim' Sultanım! Ey Medine minberinde ' ümmeti, ümmeti ' diye hüznü giyen sevgili Ey Mekke mihrabında alemler hesabına ' Allah! ' diyen sevgili Bize lütfu ilahi bahşedilen kapına diz çöktük, bey' at ettik Rabbinden bize ne getirdi isen amenna Duyduk, itaat ettik Ya Rasulallah Sen hâlâ kırk yaşındasın Ve hâlâ ümmetinin başındasın... ...................Dursun Ali Erzincanlı
|
|
|
|
| | June 18 
VEDA HUTBESİ
Veda Hutbesi Hz. Peygamber (S.A.V.)'ın 114 bini bulan hacıya hitaben irad ettiği hutbe'dir. Hz. Peygamber (S.A.V.) bu son hutbesinde, bundan sonra bir daha haccedemeyeceğini bildirip vefatının yaklaştığını ima ettiği, sonraki gelen günler de O'nun (S.A.V) bu sözlerini doğruladığı için bu hacca Veda Haccı, bu hac esnasında irad ettiği hutbeye de Veda Hutbe'si adı verildi.
Veda Hutbesi her ne kadar tek bir hutbe imiş gibi kabul edilmekteyse de, gerçekte bu hutbe, Arafat'ta, Mina'da ve bir gün sonra yine Mina'da olmak üzere arefe günü ile bayramın 1. ve 2. günlerinde parça parça irad edilmiştir. Değişik yer ve zamanda irad buyurulduğu için de hutbe, birçok kişi tarafından birbirinden farklı şekillerde rivayet edilmiş; kişinin ya da gurubun duyduğunu başkaları işitmediğinden, hutbenin tamamının bir araya toplanmasında bu farklı rivayetlerden yararlanılmış ve daha sonraki yıllarda bu üç aynı yer ve zamanda buyurulan hutbe tek bir hutbe olarak bir araya getirilmiştir. Hz. Peygamber (S.A.V.)'ın bu son haccından bir yıl önce nazil olan Tevbe suresinde 9/28; "Ey iman edenler! Müşrikler ancak bir pisliktir. Onun için bu yıllarından sonra Mescid-i Haram'a yaklaşmasınlar..." yoksulluktan korkarsanız, (biliniz ki) Allah dilerse sizi kendi lütfundan zengin edecektir. Şüphesiz Allah iyi bilendir, hikmet sahibidir." müşriklerin pis olduğu ve bu yıldan sonra Mescid-i Haram'a yaklaşmamaları emredildiği için, Veda Haccı'nda Mekke'de sadece müslümanlar vardı, hutbeyi de yalnızca müslümanlar dinlemişti. (Müşriklerin bu hutbeye yalan katmaları da önlenmiş oldu.). Zaten Mekke'nin fethinden sonra müşriklerin sayısı parmakla sayılacak kadar azalmıştı. Hz. Peygamber (S.A.V.) Mekke'den kendisiyle birlikte yola çıkan 100 bin civarındaki ashabıyla Mekke'ye haccetmek için geldiklerinde bir yıl önceki ikaz sebebiyle Mekke'de müşrik kalmamıştı, çoğunluk müslüman olurken Mekke'yi terkedenler de vardı. Hz. Peygamber (S.A.V.) haccın bütün erkanını bizzat kendisi yaparak Müslümanlara öğretmiş, İslam'ın Hac konusundaki emirleri de böylece tamamlanmıştı. İslam'ın tamamlandığını bildiren bazı ayetler de bu Veda Haccı'nda nazil oldu.
Cahiliye döneminde dışarıdan gelen hacılar Arafat'ta vakfeye dururken, Kureyş eşrafı diğer insanlardan üstün olduklarını belli edercesine Arafat yerine Müzdelife'de vakfeye dururlardı. Hz. Peygamber (S.A.V.) cahiliye döneminin bu sınıf üstünlüğüne dayalı adetini ortadan kaldırdı ve bütün hacılar gibi Arafat'ta vakfeye durdu. Hz. Peygamber (S.A.V.)'a orada bu dinin tamamlandığı şu ayet-i Kerimeyle müjdelendi :
"Ey Mü'minler, şu küfreden müşrikler bugün dininizi söndürmekten ümitlerini kesmişlerdir. Artık bundan böyle onlardan korkmayınız; ancak benden korkunuz. Bugün sizin dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak müslümanlığı beğenip seçtim ve ondan razı oldum" (Maide 3)
Dinin kemale erdirilmesine bütün müslümanlar sevinirken yalnızca Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ömer, bunun Hz. Peygamber (S.A.V.)'ın vefatının yaklaştığına delalet ettiğini anlamışlar ve gözlerinden yaşlar akmıştı. Gerçekten de bundan sonra Hz. Peygamber (S.A.V.) 82 gün yaşamış ve vefat etmiştir.
Arafat'ta yüzbinin üzerindeki hacıya hitaben Hz. Peygamber (S.A.V.) sesinin bütün hacılar tarafından işitilmesi için belli mesafelerde gür sesli sahabilerden bazılarını görevlendirdi. Hz. Peygamber (S.A.V.)'in sözlerini tekrar eden bu sahabiler hutbenin bütün hacılar tarafından duyulmasını sağlıyorlardı. Devesi Kusva'nın sırtında olduğu halde Hz. Peygamber (S.A.V.) şu hutbeyi irad etti:
Ey insanlar!
Sözümü iyi dinleyiniz. Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha buluşamayacağım. Ey insanlar; bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz nasıl mukaddes bir şehir ise; canlarınız, mallarınız, ırzlarınız da öyle mukaddestir, her türlü saldırıdan emindir.
Ashabım!
Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski dalaletlere dönüp birbirinizin boynunu vurmayınız. Bu vasiyetimi burada bulunanlar bulunmayanlara bildirsin. Olabilir ki bildirilen kimse, burada bulunup da işitenlerden daha iyi anlayarak muhafaza etmiş olur.
Ey ashabım!
Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine vesin. Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lakin borcunuzun aslını vermek gerekir. Ne zulmediniz ve ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahiliyetten kalma bu çirkin adet'in her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım faiz de Abdulmuttalip oğlu (amcam)Abbas'ın faizidir.
Ashabım!
Cahiliyet döneminde güdülen kan davaları da tamamen ortadan kaldırılmıştır. İlk kaldırdığım kan davası da Abdulmuttalib'in torunu (yeğenim) Rebia'nın kan davasıdır.
Ey insanlar!
Bugün şeytan şu topraklarınızda yeniden nüfuz ve saltanat gücünü kaybetmiştir. Fakat bu kaldırdığım şeyler haricinde küçük gördüğünüz işlerde de ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan sakınınız.
Ey insanlar!
Kadınların haklarına riayet etmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları Allah'ın emaneti olarak aldınız. Ve onların namuslarını ve ismetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız; aile şerefinizi korumalar ve evlerinizi sizin hoşlanmadığınız hiç kimseye açmamaları, çiğnetmemeleridir. Eğer onlar razı olmadığınız herhangi bir kimseyi evinize alrlarsa onları hafif bir şekilde dövebilir, azarlayabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları; örfe göre her türlü giyim ve yiyeceklerini temin etmenizdir.
Ey mü'minler! Size bir emanet bırakıyorum ki siz ona sımsıkı sarıldıkça yolunuzu hiçbir zaman şaşırmazsınız. O emanet Allah'ın kitabı Kur'andır.
Ey mü'minler! Sözümü iyi dinleyiniz ve muhafaza ediniz. Müslüman müslümanın kardeşidir ve bütün Müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz, başkasına helal değildir. Ancak gönül hoşluğuyla verilen başka. Ashabım! Nefsinize de zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır.
Ey insanlar!
Cenab-ı Hak her hak sahibine hakkını vermiştir. Varis için vasiyete gerek yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zinakar için mahrumiyet cezası vardır. Babasından başkasına nesep iddia eden soysuz yahut efendisinden başkasına uymaya kalkan nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün Müslümanların düşmanlığına uğrasın. Cenab-ı Hak bu insanların ne tevbelerini ne de şehadetlerini kabul eder.
Resulullah (S.A.V.) sözlerinin burasında dinleyenlere sordu:
Ey insanlar!
-Yarın beni sizden soracaklar. Ne dersiniz? Ashab-ı Kiram cevap verdi: -Allah'ın risaletini tebliğ ettin; görevini yerine getirdin, bize vasiyet ve nasihatte bulundun diye şehadet ederiz. Resulullah (S.A.V.) şehadet parmağını göğe kaldırarak üç kez: -Ya Rab şahid ol! Ya Rab şahid ol! Ya Rab şahid ol! (buyurarak Arafat'taki hutbesini bitirdi.)
Resulullah (S.A.V.) güneş batıncaya kadar vakfede durdu. Tam buradan inmeye karar vereceği bir anda yukarıda zikredilen Maide suresinin 3.Ayeti nazil oldu. Daha sonra devesine binen Resulullah (S.A.V.) yavaş adımlarla Arafat'tan inerek Müzdelife'ye geldi. Burada bir ezan ve iki kamet ile akşam ve yatsı namazlarını birleştirerek kıldı. Ve istirahate çekildi. Sabah olunca cemaatle birlikte sabah namazını kıldı ve ortalık iyice ağardıktan sonra Müzdelife'den Cemretü'l Akabe mevkiine geldi. Şeytan taşlamadan sonra Mina'ya geçen Resulullah (S.A.V.) burada da Veda Hutbesinin diğer bölümünü irad etti. Allah'a ham ü senadan sonra devamla :
Ey insanlar!
Sizi Allah'ın kitabına bağlayan peygamberinizin (s.a.v) sözlerini iyi dinleyiniz, ona itaat ediniz. Hac ibadetinizin bütün hareketlerini benden gördüğünüz gibi ifa ediniz. Öyle sanıyorum ki, ben bu seneden sonra bir daha haccedemem.
Resulullah (S.A.V.) bundan sonra halka sorulu cevaplı sürdürdüğü hutbesini :
Ey insanlar! Ayların yerini değiştirerek geri bırakmak inkarda aşırı gitmektir. Kafirler böyle yapmakla doğru yoldan saptılar. Allah'ın haram haram kıldığı ayların sayısını uygun yapmak için, bir yıl haram ayını helal, diğer yıl onu haram sayarlar. Böylece Allah'ın haram kıldığını helal kabul ederler. Zaman Allah'ın gökleri ve yeri yarattığı gibi aynı duruma döndü. Allah'ın katında aylar on ikidir. Bunların dördü mukaddes (haram) aylardır ki üçü arka arkaya gelen Zilkade, Zilhicce ve Muharrem, dördüncüsü de Cemaziyelahir ile Şaban'ın arasındaki Recep'tir. Ey mü'minler! Bu ay hangi aydır? -Allah ve Resulü daha iyi bilir. -Zilhicce ayı değil midir? -Evet, Zilhicce'dir. Bu içinde bulunduğumuz belde hangi beldedir? -Allah ve Resulü daha iyi bilir. -Mekke şehri değilmidir? -Evet Mekke'dir. -Bugün hangi gündür? -Allah ve Resulü daha iyi bilir. -Yevmünahr'dır. (kurban kesme günü) değilmidir.? -Evet yevmünahr'dır.
Bu diyalogdan sonra Resulullah (S.A.V.) sahabelere dönerek
Şu halde iyi bilinizki; bu şehrinizde, bu beldenizde, bu gününüzün mukaddes(haram) olduğu gibi birbirinize kanlarınızı dökmek, mallarınızı haksız yere almak, namuslarınızı kirletmek de haramdır, her türlü saldırıdan masumdur. Muhakkak ki siz Rabbinize kavuşacaksınız, o zaman bütün bu işlerden sorulacaksınız.
Ey insanlar!
Aklınızı başınıza alında benden sonra birbirinizin boynunu vuracak şekilde dalalete, vahşete düşerek cahiliye devrine dönmeyin.
Ey insanlar!
Bu nasihatlerime kulak verip bunları burada hazır bulunanlarınız bulunmayanlara tebliğ etsin. Olabilir ki, kendisine tebliğ edilen kimse burada bulunup işiten bir kısım kimseden daha iyi anlayıp bellemiş olur.Ardından Resulullah (S.A.V.) iki kez: -Tebliğ ettim mi? buyurdu. Sahabiler: -Evet ettin, deyince Resulullah (S.A.V.) ; Şahit ol Ya Rab! dedi ve tekrar hatırlattı: Burada bulunanlar bulunmayanlara tebliğ etsin.
ALLAHUMME SALLİ ALA SEYYİDİNA MUHAMMED
June 16 
Uhud
Günlerden cuma… Uhut’a gelenler var. Medine yolu toz duman… Uhut’a gelenler var.
Bir dağılsa da şu hava, Görsek medine-i münevvere’den uhut’a gelenleri. Bir görsek allah rasulü’nü Ve eroğlu erleri… Bakın göründüler işte; Atının üzerinde evrenin efendisi! Cihanın gözbebeği! Uhut’un sevgilisi! Sağında ve solunda ashab-ı güzin Önündeyse iki üveyk yürüyor; Biri sad bin muaz, Diğeri sad bin übade. Allah’ım bu ne edep Atlarının bile başı yerde… Bakın şu iki gence! İkisi de onbeşinde… Şu kısa boylu olanı rafi’ bin hadic! Parmaklarının ucuna basıyor ki Boyu uzun görünsün! İyi ok attığı söylenince İzin veriyor efendimiz. Diğer gençse semüre bin cündüp… Ağlayarak peygamberinin yanına gidiyor. Ya rasulallah! diyor, Rafi’ye izin verdiniz. bana niye izin yok? Ben rafi’yi güreşte yeniyorum. Efendimiz tebessüm buyuruyorlar. Ve bu iki ana kuzusuna güreş tutturuyorlar. Semüre rafi’yi yenince güreşte, Fahr-i kainat ona da izin veriyor. Günlerden cumartesi… Uhud’a gelenler var. İşte ayneyn tepesi-okçular tepesi- Başlarında abdullah bin cübeyr Sultanı dinliyorlar. Düşmanı yendiğimzi görsenizde Size haber vermedikçe, adam göndermedikçe Yerlerinizden asla ayrılmayın! Kuşların cesetlerimizi kapıştıklarını görseniz dahi Ben size adam göndermedikçe Yerlerinizden asla ayrılmayın! İki ordu da hazır… İki ordu da harp nizamında… Ve uhud’un kalp atışları dışında yeryüzü nefes bile almıyor! Sessizliği bozan kureyş’in sancaktarı’dır. Söylediği her söz küfür kokulu… Benimle çarpışmaya er meydanına kim çıkar! Bu bir meydan okumadır. Cevapsa bir çift ayak sesi… Gözler uhud toprağında yürüyen bu ayaklarda… Kime ait bu adımlar ki bastığı toprak ‘allah’ diyor! Ve esedullah namıyla hz. ali(r.a.) yürüyor. Birkaç saniye, bir tek hamle… Allah’ın(c.c.) arslanı dimdik ayakta Kureyş’in sancağı ise yerde… Ardından bir başkası yükseltiyor sancağı Ama bilmiyor ki bu defa kim var uhud meydanında Gökyüzünde yıldırımlar Yeryüzünde hamza var. Asıl şimdi başladı uhud’un türküsü. Tam üç katı düşmanla peygamber(a.s.m) ordusu Göz göze ve diş dişe. Uhud’da yiğitler var. İşte: ebu lücane… Kılıcın üzerinde bir yazı Korkaklıkta ar İlerlemekte şeref var! İşte: musab bin umeyr… Zırhını giyinince Nasılda peygamber’e(a.s.m.) benziyor. Ve döne döne savaşan hz. hamza… Ben allah’ın(c.c.) arslanı’yım diyor! Ebu katade’ye bakın. Bakın bir ok fırlıyor müşrik yayından Bir havayı yara yara geliyor. Hedefte rasulullah(a.s.m.) var. İşte: ebu katade… Okun fahr-i kainat’a(a.s.m) doğru gittiğini görünce Allah’ı(c.c.) andı önce Ve uzattı başını! Ok katade’nin gözüne saplandı. Uhud’da yiğitler var… Şirk ordusunu bozguna uğratan… Ömer bin hattab’a bakın Gözleri çakmak çakmak… Ama telaş var yüzünde hz. ömer’in(r.a.) Bu ne hal ey ömer… Düşman hüsran yaşarken Zafer kaznılmışken Bu ne hal ey koca ömer! Niçin okçular tepesine bakıyorsun? Neler oluyor orda? Niye iniyor okçular ayneyn tepesi’nden? Allah rasulü(a.s.m) haber vermeden niye iniyorlar? Ey abdullah bin cübeyr! Durdursana okçuları! Durun, allah(c.c.) aşkına durun! Arkanızdan düşman geliyor, inmeyin yerinizden. Sahabe sendeliyor inmeyin yerinizden. Kainat yalvarıyor inmeyin! Sultanlar sultanı’nı(a.s.m) incitecekler, inmeyin!
Peygamber(a.s.m) ordusu iki ateş arasında… Efendimizin(a.s.m) etrafında on beş sahabe… Bakın, mübarek elleri rasulullah’ın(a.s.m.) Yüzüne kapanıyor! Kainatın affı için semaya kalkan eller Şimdi kan içinde! Yetiş ey ebu ubeyde! Nur saçan yüz kan içinde!
Zaman donuyor sanki, Ve dudaklarının arasından birşey düşüyor. Kıpkırmızı bir yakut gibi Peygamberin(a.s.m.) mübarek dişi! Uhud dağı’nı bir titreme alıyor. Zaman donuyor sanki, Ve gökler yırtılıyor! Uhud dağı’nı bir titreme alıyor! Kimse uhud’a ilişmesin. Çünkü bir ses geliyor altı yerden! Muhammed’in(a.s.m.) dişi yere düşmesin! Ve cibril-i emin yaratıldığı günden beri, En hızlı inişiyle iniyor! Çünkü altı yönden bir ses geliyor! Yere düşmesin muhammed’in(a.s.m.) dişi!
Kara bulutlar çöktü uhud’a! Bir ses ortalığı velveleye verdi: Muhammed(a.s.m.) öldürüldü! Muhammed(a.s.m.) öldürüldü! “eğer o(a.s.m.) öldürüldüyse ben niye yaşıyorum!” Diyen enes bin nad atıdı küfrün alevleri arasına! Artık yaşlı gözler sevgili’yi(a.s.m.) arıyor. Kab bin malik hz. sesi duyuldu: “rasuluh(a.s.m) yaşıyor, Allah(c.c.)’ın rasulü(a.s.m.) yaşıyor, Onu(a.s.m.) miğferinin arasından ışıl ışıl parlayan gözlerinden tanıdım. Habibullah(a.s.m.) yaşıyor. Onu(a.s.m.) şefkat dolu gözlerinden tanıdım.”
Ashab-ı güzin’in sevincine bir bakın! Uhud’un sevincine bir bakın! Hz.hamza duydu ya bu yeter! Rasulullah(a.s.m.) yaşıyor ya bu yeter! Yine daldı hamza kureyş’in dalgalarına! Ama savaşırken bir ara sendeledi hamza. Ve boşlukta bir mızrak belirdi. Ey hamza! uhud’u her anışımızda kaç mü’min girmek ister mızrakla senin arana? Kaç mü’min keşke ben öleydim, keşke mızrak benim sineme saplansaydı der? Ama şehidlerin seyyidi sensin! Şehidlerin efendisi sensin! Uhud’da şehidler var… Şehidlerin seyyidi hamza var uhud’da! Rasul-i zişan’ın(a.s.m.) gözlerinden boşalan yaş, Hamza’yı yıkar gibiydi! Fahr-i kainat(a.s.m.) hiç bu kadar elem duymamıştı! Hiç bu kadar üzülmemişti! Ve amcasına hiç böyle seslenmemişti: “ey rasulullah’ın(a.s.m) amcası hamza; Ey allah(c.c.)’ın ve rasulü’nün(a.s.m) arslanı hamza; Ey hayırlar işleyen hamza; Ey rasulullah’a(a.s.m) koruyucu olan hamza; Allah(c.c.) sana rahmet etsin! Eğer senden sonra yas tutmak gerekseydi; Sevinmeyi bırakıp sana yas tutardım!” Ve bir ayet yankılanıyor ahzab dağında: (bismillahirrahmanirrahim-rahman ve rahim olan allah’ın adıyla!) “mü’minlerden öyle yiğitler vardır ki, Onlar allah(c.c.)’a verdikleri sözde sadakat gösterdiler. Onlardan bazıları şehid oluncaya kadar Çarpışacağına dair yaptığı adağını yerine getirdi. Kimisi de şehid olmayı bekliyor. Onlar verdikleri sözü asla değiştirmediler.” 
Abdullah: Allah (cc)’ ın kulu
Âbid: Kulluk eden, ibadet eden
Âdil: Adaletli
Ahmed: En çok övülmiş, sevilmiş
Ahsen: En güzel
Alî: Çok yüce
Âlim: Bilgin, bilen
Allâme: Çok bilen
Âmil: İşleyici, iş ve aksiyon sahibi
Aziz: Çok yüce, çok şerefli olan
Beşir: Müjdeleyici
Burhan: Sağlam delil
Cebbâr: Kahredici, gâlip
Cevâd: Cömert
Ecved: En iyi, en cömert
Ekrem: En şerefli
Emin: Doğru ve güvenilir kimse
Fadlullah: Allah-ü Teâlanın ihsânı, fazlına ulaşan
Fâruk: Hakkı ve bâtılı ayıran
Fettâh: Yoldaki engelleri kaldıran
Gâlip: Hâkim ve üstün olan
Ganî: Zengin
Habib: Sevgili, çok sevilen
Hâdi: Doğru yola götüren
Hâfız: Muhafaza edici
Halîl: Dost
Halîm: Yumuşak huylu
Hâlis: saf, temiz
Hâmid: Hamd edici, övücü
Hammâd: Çok hamdeden
Hanîf: Hakikate sımsıkı sarılan
Kamer: Ay
Kayyim: Görüp, gözeten
Kerîm: Çok cömert, çok şerefli
Mâcid: Yüce ve şerefli
Mahmûd: Övülen
Mansûr: Zafere kavuşturulmuş
Mâsum: Suçsuz, günahsız
Medenî: Şehirli, bilgilive görgülü
Mehdî: Hidayet eden, doğru yola erdiren
Mekkî: Mekkeli
Merhûm: Rahmetle bezenmiş
Mes’ûd: Mutlu
Metîn: Çok sağlam ve güçlü
Muallim: Öğretici
Muktedâ: Peşinden gidilen
Mübârek: Uğurlu, hayırlı, bereketli
Müctebâ: Seçilmiş
Mükerrem: Şerefli, yüce
Müktefî: İktifâ eden, yetinen
Münîr: Nurlandıran, aydınlatan
Mürsel: Elçilikle görevlendirilmiş
Mürtezâ: Beğenilmiş, seçilmiş
Muslih: Islah edeci, düzene koyucu
Mustafa: Çok arınmış
Müstakîm: Doğru yolda olan
Mutî: Hakka itaat eden
Mu’tî: Veren ihsân eden
Muzaffer: Zafer kazanan, üstün olan
Müşâvir: Kendisine danışılan
Nakî: Çok temiz
Nakîb: Halkın iyisi, kavmin en seçkini
Nâsih: Öğüt veren
Nâtık: Konuşan, nutuk veren
Nebî: Peygamber
Neciyullah: Allah’ ın sırdaşı
Necm(i): Yıldız
Nesîb: Asil, temiz soydan gelen
Nezîr: Uyarıcı, korkutucu
Nimet: İyilik, dirlik ve mutluluk
Nûr: Işık, aydınlık
Râfi: Yükselten
Râgıb: Rağbet eden, isteyen
Rahîm: Mü’minleri çok seven
Râzî: Kabul eden, hoşnut olan
Resûl: Elçi
Reşîd: akıllı, olgun, iyi yola götürücü
Saîd: Mutlu
Sâbir: Sabreden, güçlüklere dayanan
Sâdullah: Allah’ ın mübârek kulu
Sâdık: Doğru olan, gerçekci
Saffet: Arınmış, seçkin kişi
Sâhib: Mâlik, arkadaş, sohbet edici
Sâlih: iyi ve güzel huylu
Selâm: Noksan ve ayıptan emin olan
Seyfullah: Allah’ ın kılıcı
Seyyid: Efendi
Şâfi: Şefaat edici
Şâkir: Şükredici
Tâhâ: Kur’ân-ı Kerîm’ deki ismi
Tâhir: Çok temiz
Takî: Haramlardan kaçınan
Tayyib: Helal, temiz, güzel, hoş
Vâfi: Sözünde duran, sözünün eri
Vâiz: Nasihat eden
Vâsıl: Kulu Rabb’ine ulaştıran
Yâsîn: Kur’ân-ı Kerîm’ deki ismi, gerçek insan, insan-ı kâmil
Zâhid: Mâsivadan yüz çeviren
Zâkir: Allah’ ı çok anan


Değerli müminler, 20 Nisan 571 tarihine rastlayan Rebiu’l-evvel ayının 12′nci günü Pazartesi gecesi Peygamberimiz Efendimiz dünyayı şereflendirmişlerdir. 14 asır evvel böyle bir gecenin sabahında güneş ufuktan doğmadan insanlığın hayat ufkunda ilâhi bir nur doğmuş oluyordu. Şair ne güzel söylemiş:”Envar ile kâinat doldu, İşte bu gece sabah oldu.”Bu gecenin sabahında Hz. İbrahim ile oğlu Hz. İsmail’in duaları ve İsa aleyhi’selamın müjdesi gerçekleşmiş oluyordu. Kur’an-ı Kerim’de hikaye edildiğine göre Hz. İbrahim ile oğlu Hz. İsmail Kâbe’yi inşa ederlerken şöyle, dua etmişlerdi:“Bir zamanlar İbrahim, İsmail ile beraber Beytullah’ın temellerini yükseltiyor (ve şöyle dua ediyorlardı:) : Ey Rabbimiz, bizden bunu kabul buyur, sen işitensin bilensin. Ey Rabbimiz, bizi sana boyun eğenlerden kıl, soyumuzdan da sana itaat eden bir ümmet çıkar, bize ibadet usullerimizi göster, tövbemizi kabul et; zira tövbeleri çokça kabul eden ancak sensin. Ey Rabbimiz, onlara, içlerinden senin ayetlerini kendilerine okuyacak, onlara kitap ve hikmeti öğretecek, onları temizleyecek bir peygember gönder. Çünkü üstün gelen, herşeyi yerli yerince yapan yalnız sensin.”Hz. İsa da şu müjdeyi vermişti:“Ey İsrail oğulları, ben size Allah’ın elçisiyim, benden önce gelen Tevratı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmet adında bir peygamberi de müjdeleyici olarak geldim, demişti,”Bir gün Ashab-ı Kiram peygamberimizin hayatının ilk günlerini anlatmasını rica etmişler, o da şu sözleri söylemişti: “Ben, atam Hz. İbrahimin duası, kardeşim Hz. İsa’nın müjdesi, annem Amine’nin rüyasıyım. Annem bana hamile olduğu sırada bir rüya görmüştü: İçinden bir nur çıkmış ve bu nur Suriye’deki sarayları aydınlatmıştı:”Evet, işte bu gecenin sabahında Hz. İbrahim’in duasına ve Hz. İsa’nın müjdesine mazhar olan bu son Peygamber, bir güneş gibi doğdu.Değerli müminler, bu gecenin sabahı gerçekten feyizli bir sabahtı. İnsanlık için yepyeni bir gün doğmuş aydınlık bir devir açılmıştı. Hz. Adem’le başlayan tevhid inancı yeniden canlanmış, cehalet ve sapık inançlarla kararan ruhlar, bu doğuşla aydınlığa kavuşmuştu. Bir fazilet güneşi ve hidayet meş’alesi olan peygamberimizin doğumu, Allah’ın bütün insanlara en büyük nimetlerinden birisidir. Bu husus Kur’an-ı Kerim’de şöyle ifade buyurulmaktadır:“And olsun ki Allah, müminlere ayetlerini okuyan, onları kötülüklerden temizleyen, onlara kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur. Halbuki onlar önceleri apaçık bir sapıklıkta idiler.”Ayet-i Kerime’de ifade buyurulduğu üzere, gerçekten insanlar peygamberimizden önce her türlü değer ölçülerini yitirmiş, yollarını şaşırmışlardı. Küfür ve zulüm, gönülleri karartmış, Allah’a giden yoldan uzaklaştırmıştı. Hayır ve fazilet namına hiçbir şey kalmamıştı. Sosyal hayat bozulmuş ahlak bağları tamamen çözülmüştü. Hak, kuvvete boyun eğmiş, merhamet ve şefkat kalplerden silinmişti. Kadın esir muamelesi görmüş, bir eşya gibi alınıp satılmıştı. Kız çocukları acımasızca diri diri toprağa gömülmüştü. Evet, bunları kim söylüyor? Bunları bu toplumun içinde yaşayan insanlar söylüyor. Nitekim Mekke’de gördükleri zulüm ve işkence yüzünden Habeşistan’a göç etmek zorunda kalan ilk müslümanlar Habeş kralına, hicrete mecbur olduklarının sebeblerini anlatırken, bakınız neler söylüyorlar : “Ey hükümdar, biz cehalet içinde yaşayan bir millet idik, putlara tapıyor, laşe yiyorduk. Fuhuş yapıyorduk. Akraba ile münasabeti kesiyor, komşularımıza kötülük yapıyorduk. Kuvvetli olanımız zayıf olanı eziyordu. Biz toplum olarak bu halde yaşarken Allah Teâlâ bize acıdı, lütfederek içimizden birini peygamber gönderdi. Soyu, iffeti ve dürüstlüğü hepimizce bilinen birisi. O bizi yalnız Allah’a ibadet etmeye çağırdı. Atalarımızın tapınageldikleri ağaç ve taş parçalarını terketmemizi söyledi. Bize doğru söylemeyi, emanete ve akrabalık bağlarına riayat etmeyi, komşularla güzel geçinmeyi; kan dökmekten ve haram olan şeylerden sakınmayı öğütledi. Bizi fuhuştan, yalandan, yetim malı yemekten, namuslu kadınlara iffetsizlik iftirasında bulunmaktan uzak durmayı emretti. Allah’a ibadet edip O’na hiçbir süretle ortak koşmamayı emretti. Namaz kılmaya, sadaka vermeye ve iyilik yapmaya bizi çağırdı. Biz de ona inandık, getirdiği dini kabul ettik. Onun haram dediğini haram bildik, helâl dediğini helâl tanıdık. Bundan dolayı içinde yaşadığımız, her yönü ile kokuşmuş toplum bize düşman kesildi, eziyet ve işkence yapmaya başladı. Bu sebeple biz de hicret ederek ülkenize geldik.” İşte bu sözler o toplumda yaşamış olan insanların sözleridir. Demek ki o toplum içine düştüğü bu bunalımdan büyük ölçüde rahatsızlanmış, beklediği kutarıcıyı bulunca ona sımsıkı sarılmıştı. Onun getirdiği esasları benimsemiş ve onları hayata geçirmek için hicret etmeyi ve hiç tanımadığı bir ülkeye gitmeyi göze almıştı.Değerli kardeşlerim, Peygamberimiz az önce de söylediğimiz gibi 571 yılı Nisan’ın 20’sine rastlayan Rebiu’l-evvel ayının 12′nci Pazartesi gecesi tan yeri ağarırken Mekke’de dünyaya geldi. Babası Abdullah, annesi Amine’dir. Babası Abdullah onun doğumundan iki ay kadar önce ölmüş bu mutlu güne erişememişti. Dedesi Abdülmüttalip torununa Muhammet adını vermişti. Ataları arasında böyle bir ad yoktu. Bunu duyanlar Abdülmüttalip’e bu adı niçin koyduğunu sordular. Abdülmüttalip şu cevabı verdi: “Umarım ki, onu gökte Hak, yerde halk övecektir.”Tarihçiler, peygamberimizin doğduğu gece dünyada olağanüstü bazı olayların meydana geldiğini naklederler. O gece İran’da hükümdar Kisra’nın sarayından 14 sütun yıkılmış, Sava gölü kurumuş, bin yıldan beri yanan Mecûsilerin ateşi sönmüştü. Bu olaylar ilerde İran saltanatının yıkılacağına, Bizans İmparatorluğu’nun çökeceğine ve putperestliğin ortadan kalkacağına işaret idi ve öyle de oldu.Peygamberimizin hem çocukluğu ve hem de gençliği hiç kimsede görülmeyen bir güzellik içerisinde geçti. Herkes ona “Güvenilir Muhammed” diyordu.Nihayet 40 yaşına geldi; içerisinde bulunduğu toplumdan çok rahatsızdı. Bu toplumu içerisine düştüğü bunalımdan kurtarmak için ne yapılmalıydı ? Hep bunu düşünüyordu. Allah’a ibadet etmek için de zaman zaman Mekke yakınında bulunan Hira dağındaki mağaraya çekiliyor, günlerce burada kalıyordu. 610 yılının ramazan ayında sözünü ettiğimiz mağarada bulunduğu sırada kendisine Cebrail adındaki melek geldi. Peygamberimiz o anı şöyle anlattı: “Melek bana: - Oku, dedi. Ben : - Okuma bilmem, dedim. Bunun üzerine melek beni alıp gücüm tükeninceye kadar sıkıştırdı. Sonra beni bırakıp yine: - Oku, dedi. Ben de ona: Okuma bilmem, dedim. Yine beni alıp ikinci defa takatım kesilinceye kadar sıkıştırdı. Sonra beni bırakıp: - Oku, dedi. Ben: Okuma bilmem, dedim. Nihayet beni yine alıp üçüncü defa sıkıştırdı sonra beni bırakıp : “Yaratan Rabbinin adıyla oku. O, insanı Alak’tan yarattı. Oku, Rabbin sonsuz kerem sahibidir. Kalemle yazmayı öğreten O’dur. İnsana bilmediğini O öğretti.” Cebrail aleyhi’s-selam bu ilk ayetleri tebliğ etmiş ve peygamber olarak görevlendirilmiş olduğunu da kendisine müjdelemişti. Peygamberimiz korkudan titreyerek eve döndü ve eşi Hz. Hatice’ye: Beni sarıp örtünüz, beni sarıp örtünüz, dedi Hz. Hatice de onu örttü. Bir süre sonra peygamberimiz olup bitenleri Hz. Hatice’ye anlattı ve: - Kendimden korktum, dedi Hz. Hatice - Öyle deme, Allah’a yemin ederim ki, Allah Teala hiçbir vakit seni utandırmaz. Çünkü sen akrabalık bağlarına hürmet ediyor, borçluların borcunu ödüyor, yoksullara yardım ediyorsun. Misafirlere ikramda bulunuyor, doğruları destekliyorsun, dedi İşte böylece peygamberimize peygamber olduğu Cebrail adındaki melek tarafından tebliğ edilmiş ve ilk ayetler de vahyedilmiş oldu.Değerli kardeşlerim, Hz. Muhammed son peygamberdir. Allah Teâlâ Hz. Adem’den itibaren kesin sayılarını ancak kendisinin bildiği pek çok peygamber göndermiştir. Peygamberimiz bunların sonuncusudur. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulmuştur. “Muhammed, içinizden herhangi birinizin babası değil, o, Allah’ın elçisi ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi bilendir.”Peygamberimiz de şöyle buyurmuştur: “Benimle peygamberlerin benzeri, şu bir kimsenin benzeri gibidir ki, o kişi bir ev yaptırmış, binayı tamamlayıp süslemiş de yalnız bir tuğlası eksik kalmış. Bu durumda halk binaya girip gezmeye başlarlar ve eksik yeri görüp hayret ederek: “Şu bir tuğlanın yeri boş bırakılmış olmasaydı” derler. İşte ben o tuğlayım, ben peygamberlerin sonuncusuyum.”Peygamberimiz önceki peygamberler gibi bir milletin değil, tüm insanlığın peygamberidir. Diğer peygamberlerden farklı yönlerinden birisi budur. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de: “Ey Muhammed, biz seni bütün insanlara ancak müjdeci ve uyarıcı olarak göndermişizdir. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.”Peygamberimiz yalnız insanlara değil, alemlere rahmet olarak gönderilmiştir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulmuştur:“Ey Muhammed, biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik.”Evet, peygamberimiz sadece insanlar için değil, alemler için bir rahmettir. Peygamberimiz bütün insanlara hatta canlılara şefkat ve merhamet gösterir, bu konuda insanlar arasında ayırım yapmazdı. Müslüman olsun, olmasın kadın erkek, büyük küçük, zengin fakir, köle efendi herkese merhamet ederdi. Bir savaş esnasında bir kaç çocuk çarpışan iki taraf arasında kalmış ve ölmüşlerdi. Peygamberimiz bundan haberdar olduğu zaman büyük üzüntü duymuştu. Askerler peygamberimizin üzüldüğünü görünce: - Ey Allah’ın Resûlü, neden bu kadar üzülüyorsunuz, bunlar nihayet müşrik çocukları değil mi? dediler. Peygamberimiz: - Bu çocuklar müşrik çocukları da olsa bunlar insandır. Bugün sizin en hayırlı olanlarınız müşrik çocukları değil mi idi? Dikkat ediniz, kesinlikle çocuk öldürmeyiniz. Her can Allah’ın fıtratına göre yaratılmıştır.buyurdu.Adamın biri peygamberimize başvurarak bir düşmanı için lanet etmesini istemişti. Peygamberimiz “Ben lanet okumak için değil, fakat aleme rahmet olmak için gönderildim.” buyurdu.”Herkese şefkat ve merhamet gösteren peygamberimizin inananlara özel bir şefkati vardı. Elbette öyle olmalı idi. Çünkü inananlar, onun getirdiği dini benimsemiş, malları ve canları ile o dinin yayılması için büyük fedakarlıklar göstermişlerdi. Bu konuda şöyle buyuruluyor:“And olsun, size kendinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir.”Değerli müminler, peygamberimiz anılırken akla ilk gelen, onun, Kur’an-ı Kerim’le övülmüş olan yüksek ahlakıdır. Onu Allah Teâlâ terbiye ettiği için bir insanda bulunması düşünülebilen güzel huy ve davranışların daha mükemmeli onda toplanmıştı. Ahlâkının güzelliğine ve her yönü ile güvenilir olduğuna düşmanları bile hayrandı. Daha gençliğinde halk arasında “el-Emin-güvenilir” kimse olarak tanınmış olduğunu az önce söylemiştik. Şu olay bunun çarpıcı bir örneğidir:Kâbe kureyş tarafından yenileniyordu. Her kabile kendisine düşen bölümü yapmış, sıra “Hacer-i Esved”in yerine konmasına gelmişti. Kureyşten her kabile “Hecer-i Esved” i yerine koyma şerefini kazanmak için, o hizmeti yapmak istiyordu. Bu yüzden kabileler arasında tartışma çıktı. Her kabile “Hacer-i Esved”i yerine koyma şerefinin kendisine ait olduğunu iddia ediyordu. Hele Abdüddar oğulları çok ileri gidip bir çanak dolusu kan getirdiler. Ellerini bu kana bulaştırıp: “Kanımız dökülmedikçe kimse önümüze geçemez” diye yemin ettiler. Bu tartışma dört beş gün devam etti. Nerde ise kabileler arasında savaş çıkacaktı ki, kureyşin en yaşlısı olan Ebu Umeyye Beni Muğire kureyşin ileri gelenlerini mescide topladı. Konuyu tekrar tartıştılar ve şu karara vardılar: Belirledikleri vakitte mescidin safa tarafındaki kapısından önce kim içeriye girerse o, hakem olacaktı. Belirlenen vakitte evvela bu kapıdan peygamberimiz içeri girdi. Bunun üzerine kureyş ileri gelenleri hep bir ağızdan: “İşte bu giren zat, emindir, bunun hakemliğine razıyız. Bu güvenilir zat, Muhammettir” dediler. Peygamberimiz bunların yanına gelince, kendisini hakem tayin ettiklerini ve bunu kabul etmesini rica ettiler. Peygamberimiz onları dinledikten sonra hakemliği kabul etti ve: “Bana bir yaygı getirin” buyurdu. Getirilen bu yaygının içine kendi eliyle “Hacer-i Esved-i” koydu. Sonra kabile başkanlarının bu yaygının birer ucundan tutup birlikte kaldırmalarını söyledi. Böyle yaptılar, her kabile yaygının bir ucundan tutarak “Hacer-i Esved”i konacağı yere kadar kaldırdılar, peygamberimiz de onu yerine koydu. Böylece her kabile “Hacer-i Esved”i yerine koyma şerefinden payını aldı ve tartışma da böylece bitmiş oldu.Bu olayda önemli olan şudur: Peygamberimizin küçük yaştan beri kimseyi incitmeyip o yaşa gelinceye kadar fazilete aykırı hiçbir hal hareketi görülmediği için peygamber olarak gönderilmeden önce de kureyş arasında “güvenilir” ünvanı ile tanınmış olmasıdır.İslâmiyet’in kısa zamanda ve hızla yayılmış olması şüphe yok ki onu tebliğ eden peygamberin yüksek ahlakı ile ilgilidir. İnsanlar onun dürüstlüğüne ve güvenilir olduğuna inanmasalardı onun etrafında toplanırlar mıydı? Nitekim Kur’an-ı Kerim’de bu husus şöyle ifade edilmiştir:“Ey Muhammet, Allah’ın rahmetinden dolayı sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı kalpli olsaydın, şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi. Onları affet, onlara bağış dile, iş hakkında onlara danış, fakat karar verdin mi Allah’a güven. Doğrusu Allah kendisine güvenenleri sever.”Peygamberimizin, yaşadığı hayat ile telkin ettiği esaslar arasında tam bir ahenk mevcut idi. O, telkin ettiği esasları önce kendisi uygulardı. Çünkü insan, başkalarına verdiği öğüdü kendisi uygulamazsa onun başkaları üzerinde etkisi de olmaz. Esasen Kur’an-ı Kerim, “Ey iman edenler, yapmayacağınız şeyleri niçin söylersiniz.” diyerek kişinin yapmayacağı şeyi başkalarına söylemesinin doğru olmayacağını bildirmektedir.Değerli kardeşlerim, Hz. Aişe validemize, peygamberimizin ahlakının nasıl olduğu sorulduğunda, o: “Onun ahlâkı Kur’an’dı” demiştir.Peygamberimiz, davranışları ve üstün kişiliği ile en güzel örnektir. Esasen Kur’an-ı Kerim tek örnek kişi kabul etmektedir ki, o da peygamberimizdir. Şöyle buyurulmuştur: “And olsun ki, Allah’ın Resûlü, sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok ananlar için güzel bir örnektir.”Ayet-i kerimede Peygamberimizin, Allah’ın razı olacağı davranışlarda bulunmak isteyenler için canlı bir örnek ve büyük fazilet numunesi olduğu anlatılmaktadır.Peygamberimiz, peygamber olarak insanları davete başladığı zaman, onu duyan komşu ülkelerin başkanları karşılaştıkları her Mekke’liden peygamberimiz hakkında bilgi alıyorlar, daha çok ahlakının nasıl olduğunu soruyorlardı. İşte Mekke ileri gelenlerinden Ebu Süfyan müslüman olmadan önce ticaret amacı ile Şam’a gittiği zaman Bizans İmparatoru onu huzuruna çağırmış ve peygamberimizle ilgili kendisine bazı sorular sormuştu. Bu sorulardan birisi de şöyle idi:Peygamberlik iddiasında bulunan bu zatın daha önce hiç yalan söylediğini duydunuz mu? Ebu Süfyan: - Asla yalan söylediğini duymadık, diye cevap verdi. Bunun üzerine imparator : - Size peygamberlik iddiasında bulunan bu zatın evvelce hiç yalan söyleyip söylemediğini sordum, onun hiç yalan söylemediğini ifade ettiniz. Şayet bu zat Allah hakkında yalan söylemiş olsa daha evvel insanlara yalan söylemesi gerekirdi, dedi.Değerli müminler, peygamberimize göre ahlak her şeydi o, ahlaka o kadar önem verirdi ki, dinin ne olduğunu soranlara, dinin güzel ahlaktan ibaret olduğunu söylerdi. Hatta ahlakı güzel olmayanın konuştuğu zaman yalan söyleyenin, söz verdiği zaman sözünde durmayanın, emanete hıyanet edenin -diğer dini vecibelerini yerine getirmiş olsa bile- olgun mümin olamayacağını söylerdi.Onun hayatını inceleyenler, onun ne yüksek bir ahlaka sahip olduğunu göreceklerdir. O, kim olursa olsun, herkese iyi muamele eder, kimseyi incitmez, ayıplamaz ve kırmazdı. Ebu Saîd el Hudri (r.a.) anlatıyor:“Bir gün bedevilerden biri peygamberimizden alacağını tahsil etmeye gelmişti. Edep ve terbiye ölçülerini aşarak peygamberimize kaba ve sert sözler söyledi. Ashab-ı Kiram bedevinin bu hareketine kızarak: - Sen kiminle konuştuğunu biliyor musun? dediler. Bedevi hiç aldırmadı: - Ben hakkımı istemeye geldim, dedi. Bunun üzerine peygamberimiz ashaba: - Siz onun tarafından olacaktınız. Çünkü bu adam hakkını istiyor, buyurdu. Ve bedeviye hakkını fazlası ile verdi.Peygamberimizin arkadaşlarından herhangi biri kendisinden bir ricada bulunduğunda bu ricayı geri çevirmez, yerine getirirdi.Mahmud b. Er-Rebiu’l-Ensari (r.a.) anlatıyor: “Peygamberimizin arkadaşlarından Bedir savaşında hazır bulunan Ensardan ıtban b. Malik, peygamberimize gelerek “Ey Allah’ın Resûlü, gözlerim görmez oldu. Halbuki mahallemiz halkına namaz kıldıran benim. Yağmur yağdığı vakit onlarla aramızda olan dere akar da mescitlerine gidip namaz kıldıramaz oluyorum. Gönlüm ister ki bana gelip evimde namaz kıldırasın da senin namaz kıldığın yeri namazgah edineyim: dedi. Peygamberimiz: “İnşallah bunu yaparım” diye vadetti. Itban diyor ki : Ertesi sabah peygamberimiz beraberinde Ebû Bekir olduğu halde gün yükseldiği vakit bana geldiler. Peygamberimiz içeri girmek için izin istedi. Eve girdiğinde oturmadı, bana: - Evinin neresinde namaz kılmamı istersin? dedi. Ben de namaz kılmasını istediğim yeri ona gösterdim. Peygamberimiz namaza durup tekbir aldı. Biz de arkasında durarak saf olduk. İki rekat kıldırıp selam verdi. Bunun üzerine biz onun için pişirdiğimiz çorbaya onu alıkoyduk. Mahallemiz sakinlerinden bir çok kimseler, peygamberimizin evimizi şereflendirdiğini haber alınca birer birer geldiler. İçlerinden biri mahallede oturan Malik b. Ed-Dühayşin’i göremeyince sordu: “Malik nerede? dedi Orada bulunanlardan bir başkası: - O, Allah’a ve peygamberine sevgisi olmayan bir münafıktır, dedi. Peygamberimiz: - Böyle deme, görmüyor musun ki, “Lâilahe illallah ( Muhammedü’r Resülullah)” diyor ve bunu Allah rızası için söylüyor, buyurdu. Bunun üzerine o zat: - Allah ve Resûlü daha iyi bilir, dedi. Itban diyor ki. Peygamberimizi münafıklar hakkında hep böyle iyilik ve hayır düşünür bulurduk, dedi. Sonra peygamberimiz: Allah Teâlâ, O’nun rızasını arayarak “Lâilâhe illallah” diyen kimseyi cehennem ateşine haram kılmıştır, buyurdu.Peygamberimiz hayatı boyunca adaletten kıl kadar ayrılmamıştır. Herkese karşı adil davranmış, insafla muamele yapmıştır.Hz. Aişe validemiz anlatıyor: Mahzumî kabilesinden bir kadın hırsızlık etmişti. Mekke ileri gelenleri, asil bir aileye mensup olan bu kadının ceza görmemesi için peygamberimizin çok sevdiği azatlı kölesi Zeyd’in oğlu Usame’yi peygamberimize şefaatçi olarak gönderdiler. Peygamberimiz Usame’yi dinledikten sonra: - Sizden öncekiler bu gibi farklı uygulamaları sebebiyle helak olmuştur. Onlar, yoksullara en ağır cezayı uygular, zengin ve itibarlı olana ise ceza vermezlerdi, buyurarak kanunların uygulanmasında ayırım yapılmasının toplumun yok olmasına sebeb olacağını bildirmiş ve: - Allah’a yemin ederim ki; Muhammed’in kızı Fatıma hırsızlık etse mutlaka cezasını verirdim. buyurdu.Ebû Said el-Hudrî (r.a.) anlatıyor: Bir defa peygamberimiz savaş ganimeti dağıtıyordu. Çok kalabalık vardı. Adamın biri peygamberimizin adeta sırtına binmişti. Peygamberimiz elindeki çubukla kendisini rahatsız eden bu adama geri durması için işaret etmiş, fakat çubuk adamın yüzüne gelerek, yüzünü incitmişti. Peygamberimiz hemen çubuğu adamın eline vererek: - İntikamını al, demişti. Adam: - Ey Allah’ın Resûlü, ben şikayetçi değilim, diye cevap verdi.Değerli müminler, peygamberimizin yüksek ahlakını böyle bir vaazda anlatmak mümkün değildir. Biz sadece onun ahlakından bir iki örnek verdik. Geniş bilgi almak isteyenler peygamberimizin hayatını incelemelidirler.Değerli müminler, peygamberimizin doğumunu anarken ne yapacağız? Bazı yerlerde olduğu gibi kaside ve ilahiler söyleyip kandil simitleri dağıtmakla mı yetineceğiz? Elbette bunlar da güzel adetlerdir. Ancak onun doğumunu anmak bu değildir. Onu anmaktan asıl gaye, onun cihanşümul olan nübüvvet ve risaletini, yüksek ahlakını anmak ve sünnetine uyma azmini tazelemektir. Çocuklarımıza onun hayatı ile ilgili bilgi vererek onu sevdirmeye çalışmaktır. Çünkü onu sevmek imandandır, hatta imanın ta kendisidir.itekim peygamberimiz: “Nefsim kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, hiç biriniz, ben ona babasından ve çocuğundan da daha sevgili olmadıkça iman etmiş olmaz”, buyurdu.Peygamberimizi sevmek demek onun sünnetine uymak ve onu hayata geçirmektir. Nitekim peygamberimiz “Sünnetimi ihya eden beni sevmiş demektir. Beni seven ise cennette benimle beraberdir” buyurmuştur.Değerli kardeşlerim, Allah Teâlâ’nın sevgisine ve mağfiretine mazhar olmanın tek yolu, O’nun sevgili Peygamberinin sünnetine uymaktır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulmuştur:“(Ey Muhammed) de ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.” İşte bu ayet-i kerime, peygambere uymanın, Allah’ın rızasını kazanmaya ve günahların bağışlanmasına vesile olacağını gayet açık bir şekilde ifade buyurmaktadır.Bu duygu ve düşünce ile kutlu doğumun hepimize, aziz milletimize ve bütün müslüman kardeşlerimize mübarek olmasını ve peygamberimizin şefaatine bizi mazhar kılmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyorum.
KUTLU DOGUM VE…1400 yildir insanlık, Muhammedi ruhtan giderek uzaklasiyor. Sevgi habercisinin sevda haberinden mahrum, sevgisiz, tas yürekli yiginlari yevm-ül beteri yasiyor. Yani, dünü aratan günü…Dinlemeyen, anlamayan, dertlenmeyen, catik kasli, Cennet’in beratini cebinde zanneden cilesiz, meselesiz, her seyden daha da kötüsü, fikirsiz ve tasasiz Müslüman (!) nereye ?! Caminin duvarinda nefis hatlarla süsleyip levhalara terkettigin Islam’i beynine ve gönlüne indirmek icin daha ne bekliyorsun? Yoksa, yoksa; Levha Müslümanligini Islamiyet mi saniyorsun?…Yani, Islamiyetin vazettigi hususlarla dimaglar ve gönüller bezenmedikce, Müslümanlik olmaz. Hastalik belli, ilaclar bellidir. Ilaclari raflarda tutmanin hastaya ne faydasi vardir? Marifet onlari icip hastaliktan kurtulmaktir.Kutlu Dogum Haftasi cesitli etkinliklerle sürüyor. Bugün, her zamankinden daha cok o sevgi pinarina muhtaciz. Kli$elestirip levhalarda tutmak icin degil… Kana kana icmek icin…Sevgi ve hosgörüden yoksun, günümüzün Müslümanin hali, Yahudinin dükkanindaki „Besmele” levhasini andiriyor. Onunla, üc bes kendini bilmez, belki kandirabilir ama ya kendini? Ya Allah’ü Teala’yi?Dilde kalan bir Müslümanlik söz konusu bugün. Kalplere ve ruhlara sirayet etmemis bir iman!.. Yeri gelmisken topyekün ducar oldugumuz müsterek bir hastaligimizdan bahsetmek isterim. … Kendimizi bilgic, alemi sersem sandigimiz kibirlilik hali. Kibir, sevi msizlikle es anlamli oldugundan, halimizi görüp, Sevgi Pinarindan ne denli uzak oldugumuzu bilelim.Bütün günahlar yegan yegan Allah’ü Teala’nin sifatlarina düsman. Kibir ise, Allah’ü Teala’nin zatina düsman ve küfre (imansizliga) en yakin hal.. Insan denen mahluku, yaratilisindaki güzelliklerden ayirip sevimsizlestiren ve diger insanlari kendinden sogut an kibir, asrimizin moda hastaligi.Birazcik para, mevki, söhret ve imkan elde edenlere dikkat edin! Eskiden tanidiginiz bu tipleri yeni halleriyle asla taniyamazsiniz! Zira, kinirden yanlarina varilmaz. Yunus’un yalan olarak belirttigi mal ve mülk oyuncaklariyla oyalanmada olan insan! Neyin e güveniyorsun? Kendini begenmisligin kol gezdigi cemiyetlerde hangi Muhammedi ahlaktan söz edilebilir? Bu haliyle mü’min, temsil ettigi Müslümanliga hiyanet icindedir. Yalnizca kendisi sevimsiz olmakla kalmiyor, teskil ettigi kötü örnekle Islamiyeti icer d en hancerliyor.Günah karsisinda sögüt yapragi gibi titremesi gereken mü’min, bu, en büyük günahla ic ice ve fütursuz! Bu hale Cenab-i Hakk’in övüp tebcil ettigi Peygamber Ahlakindan fersah fersah uzak.. Ki o, alcak gönüllülügü ve güler yüzlülügü ögütlüyor.Alemlerin Övüncü Sevgili Peygamberimiz, yoldan giderlerken aglayan kücük bir kiz cocugu görüyor. Sefkatle yanina yaklasip halini ögreniyor. Yavrucak, Yahudiye köle olan birisinin cocugudur. Efendisi tarafindan yag almasi icin carsiya gönderilmistir. Satin aldigi yag sisesini düsürüp kirdigindan, efendisine bu hali nasil anlatirim acisindan iki göz iki cesme agliyor. Kainatin Efendisi „Üzülme!” diyor; gidip bir sise yag satin aliyor. Cocukcagizin elini tutarak Yahudinin kapisini caliyor. Durumu anlatip, cocu k adina özür beyan ediyor ve bagislamasini diliyor. Yahudi hayretler icindedir. Insanlarin etrafinda pervane oldugu, ugrunda ölmek icin can attiklari Peygamber-i zi$an hanelerini sereflendirmisler ve üstelik özür dileyip sefaat istiyorlar! Yahudinin evine giren Peygamberlik Nuru bir daha hic cikmiyor… Yahudi, ailesi ile birlikte Müslüman oluyor. Ashab denen Kutlu Neslin arasinda erisilmez mertebelere kavusuyor. Muhammedi Ahlakin muhatabina yansima hali. Demek ki Islamiyet kal (söz) dini degil, hal (yasam a k) dinidir.Simdi, birakin devlet baskanlarini, para, mevki ve söhrete sahip insanlarin hallerine bir bakin. …Bildiklerimizle amel etsek, bilmediklerimiz ögretilecek ama… Gelin görün ki yapmiyoruz, yapamiyoruz ve mahrum kaliyoruz. Iste ölcü, hem de Fahr-i Kainat Efendimizden: „Kim, Allah’ü Teala icin, tevazu ederse, Allah’ü Teala onu yükseltir!”…Iletisim ve haberlesme araclarindaki bas döndürücü gelisme, dünyayi adeta bir mahalleye cevirmistir. Herkes, herkesin halinden haberdar. Müslim, gayri müslim ic ice yasiyor. Siz hic Müslümanlara, (Müslümanlarda gördügü) Müslümanliga imrenip de hidayete kav usan yabanci duydunuz mu?Ahlakimiza bakip Müslüman olan yok ama, kizlarimiza ve oglanlarimiza bakip Müslüman olan cok!Bu iletisim caginda Müslümanlar, Müslüman gibi yasasalar, insanligin büyük ekseriyetinin Müslüman olmasi i$ten bile degil.…Insanligin iksiri olan bu ölcüyü benimseyip yasayan ve yasatan cemiyetler bunalim icinde kurtlarla dans yapmakta… „Iman etmedikce Cennet’e giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikce de iman etmis olamazsiniz!”Dikkat ediyormusunuz, „birbirinizi sevmek imani” bir hakikat olarak Allah Sevgilisi’nin mübarek dillerinde billurlasiyor. Tüm bunalimlarin ve hastaliklarin sevgisizlikte yatmaktadir.Simdi, dünyada insanlik adina gelinen bir nokta var… Ölümle, kahirla, gözyasi ve istirapla gelinen bir nokta. Iki ayri Cihan Savasinda milyonlarca insani ve insani degerleri yok eden insanligin geldigi insan haklari noktasi. Insan Haklasan Evrensel Beyan namesi… Paris Sarti… Hepsi 20′inci asir yaftali.Oysa, tüm bunlarin asli, orijini 1400 sene önce Muhammedi hakikat olarak gönüllere ve kitaplara kazinmisti.Iste Resul-i Ekrem’in Veda Hutbesi’nden damlalar: „Ey insanlar! Bu gününüz nasil mukaddes bir gün ise, bu aylariniz nasil mukaddes bir ay ise, bu sehriniz (Mekke) nasil mübarek bir sehir ise, CANLARINIZ, MALLARINIZ, NAMUSLARINIZ da böyle mukaddestir. Her t ürlü tecavüzden korunmustur… Kimin yaninda bir emanet varsa, onu sahibine versin… Faizin her cesidi kaldirilmistir. Ayagimin altindadir. Lakin borcunuzun aslini vermeniz gerekir. Ne zulmediniz, ne de zulme ugrayiniz… Cahiliyye adeti olan kan davalari tamamen kaldirilmistir… Süphe yok ki, zaman, Allah’ü Teala’nin yarattigi gündeki sekil ve nizamina dönmüstür… Ey insanlar! Kadinlarin haklarini gözetmenizi ve bu hususta Allah’ü Teala’dan korkmanizi tavsiye ederim. Sizin kadinlar üzerinde haklariniz, onlarin da sizin üzerinde haklari vardir… Nefsinize (Kendinize) de zulmetmeyiniz. Kendinizin de üzerinizde hakki vardir… Ey insanlar! Rabbiniz birdir. Babaniz da birdir. Hepiniz Adem’in cocuklarisiniz. Adem ise topraktandir. Allah katinda en kiymetlini z takvasi cok olaninizdir. Arabin Arap olmayana bir üstünlügü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir…”…„ Be$ikten mezara kadar ilim tahsil ediniz!” diyen bir dinin mensuplari bugün ne halde?„Hic bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”„Alimler Peygamberin varisleridir”„Ilim mü’minin yitigidir. Nerede bulursa alir.”„Ilim Cin’de olsa gidip aliniz!”„Iki günü denk olan aldanmistir.”Ortacag karanligini $im$ek misali aydinlatan, bu carpici, yakici hakikatleri vazeden din, karanlikci olarak nitelendiriliyor! Islamiyet’in aydinligi öylesine yakici ki, bu i$iktan gözleri kör olanlar alemi karanlik zannedebilirler!……Yirmi bes kurusluk bir tarih bilgisiyle, icinde Islam’in altin devrinin de bulundugu bütün bir ortaocagi zifiri karanlik diye silip atiyorlar.…Kur’an-i Kerim’de Cenab-i Hak, kutlu Nesil Ashab-i Kiram-i överken, temayüz etmis vasiflari olarak „Onlar birbirlerini cok severler, birbirlerine cok merhametlidirler..” buyuruyor.Kutlu Dogumda, Kutlu Dogum hürmetine niyazim: Yüce Allah’imiz, en cok muhtaci bulundugunuz sevgiyi, Sevgilim dedigi Sevgi Pinari O Server’in (s.a.v.) kalbinden, taslasmis kalplerimize akitsin!Kaynak: Ücler Yücel(Türkiye Gazetesi’nden alinmistir, 2 Mayis ve 3 Mayis 97, Fuat Bol’a aittir.) 
YASİN SURESİ
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
1- Yasîn.
2- Andolsun hikmetli Kur'an'a,
3- Gerçekten sen, gönderilen (elçi)lerdensin.
4- Dosdoğru bir yol üzerinde(sin).
5- (Kur'an) Güçlü ve üstün olan, esirgeyen (Allah')ın indirmesidir.
6- Babaları uyarılmamış, böylece kendileri de gafil kalmış bir kavmi uyarman için (gönderildin).
7- Andolsun, onların çoğu üzerine o söz hak olmuştur; artık inanmazlar.
8- Gerçekten Biz onların boyunlarına, çenelere kadar (dayanan) halkalar geçirdik; bu yüzden başları yukarı kalkıktır.
9- Biz önlerinde bir sed, arkalarında bir sed çektik. Böylelikle onları örtüverdik, artık görmezler.
10- Kendilerini uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir; inanmazlar.
11- Sen ancak, zikre (Kur'an'a) uyan ve gayb ile Rahman olan (Allah')a (karşı) içi titreyerek korku duyan kimseyi uyarırsın. İşte böylesini, bir bağışlanma ve üstün bir ecirle müjdele.
12- Şüphesiz Biz, ölüleri Biz diriltiriz; onların önden takdim ettiklerini ve eserlerini Biz yazarız. Biz herşeyi, apaçık bir kitapta tespit edip korumuşuz.
13- Sen onlara, o şehir halkının örneğini ver; hani oraya elçiler gelmişti.
14- Hani onlara iki (elçi) göndermiştik, fakat ikisini yalanlamışlardı. Biz de (iki elçiyi) bir üçüncüyle güçlendirdik; böylece dediler ki: "Şüphesiz biz, size, gönderilmiş elçileriz."
15- Dediler ki: "Siz, bizim benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsiniz, Rahman (olan Allah) da herhangi bir şey indirmiş değildir. Siz, yalnızca yalan söylüyorsunuz."
16- Dediler ki: "Rabbimiz, gerçekten size gönderilmiş elçiler olduğumuzu bilir."
17- "Bizim üzerimizde de (sorumluluk ve görev olarak) apaçık bir tebliğden başkası yoktur."
18- Dediler ki: "Herhalde biz, sizlerden dolayı uğursuzluğa uğradık. Eğer (bu söylediklerinize) bir son vermeyecek olursanız, andolsun, sizi taşa tutacağız ve mutlaka bizden yana size acı bir azap dokunacaktır."
19- Dediler ki: "Uğursuzluğunuz, sizinledir. Size öğüt verildi diye mi (uğursuzluğa uğradınız)? Hayır, siz ölçüyü taşıran bir kavimsiniz."
20- Şehrin en uzak yerinden bir adam koşarak geldi: "Ey kavmim, elçilere uyun" dedi.
21- "Sizden ücret istemeyenlere uyun, onlar hidayet bulmuş kimselerdir."
22- "Bana ne oluyor ki, beni yaratana kulluk etmeyecekmişim? Siz O'na döndürüleceksiniz."
23- "Ben, O'ndan başka İlahlar edinir miyim ki, Rahman (olan Allah), bana bir zarar dileyecek olsa, ne onların şefaati bana bir şeyle yarar sağlar, ne de onlar beni kurtarabilirler."
24- "O durumda ise, gerçekten ben apaçık bir sapıklık içinde olmuş olurum."
25- "Şüphesiz ben, sizin Rabbinize iman ettim; işte beni işitin."
26- Ona: "Cennete gir" denildi. O da: "Keşke benim kavmim de bir bilseydi" dedi.
27- "Rabbimin beni bağışladığını ve ağırlananlardan kıldığını."
28- Kendisinden sonra ise, kavminin üzerine gökten bir ordu indirmedik; indirecek de değildik.
29- (Ancak onlara) Yalnızca bir tek çığlık (yetti); anında sönüverdiler.
30- Yazıklar olsun kullara; ki onlara bir elçi gelmeyegörsün, mutlaka onunla alay ederlerdi.
31- Görmüyorlar mı, kendilerinden önce nice nesilleri helak ettik? Onlar, bir daha kendilerine dönmemektedirler.
32- Ancak onların hepsi, toplanmış olarak Huzurumuz'a getirilmişlerdir.
33- Ölü toprak kendileri için bir ayettir; Biz onu dirilttik, ondan taneler çıkarttık, böylelikle ondan yemektedirler.
34- Biz, orada hurmalıklardan ve üzüm-bağlarından bahçeler kıldık ve içlerinde pınarlar fışkırttık:
35- Onun ürünlerinden ve kendi ellerinin yaptıklarından yemeleri için. Yine de şükretmiyorlar mı?
36- Yerin bitirdiklerinden, kendi nefislerinden ve daha bilmedikleri nice şeylerden bütün çiftleri yaratan (Allah çok) Yücedir.
37- Gece de kendileri için bir ayettir. Gündüzü ondan sıyırıp yüzeriz, hemen artık karanlıkta kalıvermişlerdir.
38- Güneş de, kendisi için (tespit edilmiş) olan bir müstakarra doğru akıp gitmektedir. Bu, üstün ve güçlü olan, bilen (Allah)ın takdiridir.
39- Ay'a gelince, Biz onun için de birtakım uğrak yerleri takdir ettik; sonunda o, eski bir hurma dalı gibi döndü (döner).
40- Ne Güneş'in Ay'a erişip-yetişmesi gerekir, ne de gecenin gündüzün önüne geçmesi. Her biri bir yörüngede yüzüp gitmektedirler.
41- Onların soylarını dolu gemilerde taşımamız da kendileri için bir ayettir.
42- Ve onlar için binmekte oldukları bunun benzeri (nice) şeyleri yaratmamız da.
43- Eğer dilersek onları batırır-boğarız; bu durumda ne onların imdadına yetişen olur, ne de kurtulabilirler.
44- Ancak Bizden bir rahmet olması ve (onları) belirli bir zamana kadar yararlandırmamız başka.
45- Onlara: "Önünüzde ve arkanızda olandan sakının, belki esirgenirsiniz" denildiğinde, (dinlemeyip inkara devam edenler).
46- Onlara, Rablerinin ayetlerinden bir ayet gelmeyi görsün, mutlaka ondan yüz çevirirler.
47- Ve onlara: "Size Allah'ın rızık olarak verdiklerinden infak edin" denildiği zaman, o inkar edenler iman edenlere dediler ki: "Allah'ın, eğer dilemiş olsaydı yedireceği kimseyi biz mi yedirecek mişiz? Gerçekten siz, apaçık bir şaşkınlık içindesiniz."
48- Ve derler ki: "Eğer doğru söylüyorsanız bu tehdit (etmekte olduğunuz yıkım ve azap) ne zamanmış?"
49- Onlar, yalnızca tek bir çığlıktan başkasını gözetmezler, onlar birbirleriyle çekişip-dururken o kendilerini yakalayıverir.
50- Artık ne bir tavsiyede bulunmağa güç yetirebilirler, ne ailelerine dönebilirler.
51- Sur'a üfürülmüştür; böylece onlar kabirlerinden (diriltilip) Rablerine doğru (dalgalar halinde) süzülüp-giderler.
52- Demişlerdir ki: "Eyvahlar bize, uykuya-bırakıldığımız yerden bizi kim diriltip-kaldırdı? Bu, Rahman (olan Allah)ın va'dettiğidir, (demek ki) gönderilen (elçi)ler doğru söylemiş".
53- O, yalnızca bir tek çığlıktan başkası değildir; artık onların hepsi toplanmış olarak Huzurumuz'a getirilmişlerdir.
54- İşte bugün hiç kimseye (hiç)bir şeyle zulmedilmez ve siz de yaptıklarınızdan başkasıyla karşılık görmezsiniz.
55- Gerçek şu ki, bugün cennet halkı, 'sevinç ve mutluluk dolu' bir meşguliyet içindedirler.
56- Kendileri ve eşleri, gölgeliklerde, tahtlar üzerinde yaslanmışlardır.
57- Orada taptaze-meyveler onların ve istek duydukları herşey onlarındır.
58- Çok esirgeyen Rabb'dan onlara bir de sözlü "Selam" (vardır).
59- "Ey suçlu-günahkarlar, bugün siz bir yana çekilin."
60- "Ey Ademoğulları, ben size and vermedim mi ki: Şeytana kulluk etmeyin, çünkü, o, sizin için apaçık bir düşmandır;"
61- "Bana kulluk edin, doğru yol budur."
62- Andolsun o, sizden birçok insan-neslini saptırmıştı. Yine de aklınızı kullanmıyor muydunuz?
63- İşte bu, size vadedilmiş cehennemdir.
64- İnkar etmenize karşılık olmak üzere bugün oraya girin.
65- Bugün Biz onların ağızlarını mühürleriz; (günahtan ve sevaptan yana) kazandıklarını, elleri Bize söylemekte, ayakları (aleyhlerinde) şahitlik etmektedir.
66- Eğer dilemiş olsaydık, gözlerinin üstüne bastırır-kör ederdik, böylece yola dökülüp-koşuşurlardı. Fakat nasıl göreceklerdi ki?
67- Eğer dilemiş olsaydık, oldukları yerde (en görkemli çağlarında) onları bir başka kalıba sokardık; böylece ne ileri gitmeye, ne geri dönmeye güç yetirebilirlerdi.
68- Kime uzun ömür verirsek, yaratılışta onu tersine çeviririz. Yine de akıllarını kullanmayacaklar mı?
69- Biz ona (Peygambere) şiir öğretmedik; (bu,) ona yakışmaz da. O (kendisine indirilen Kitap), yalnızca bir öğüt ve apaçık bir Kur'an'dır.
70- (Kur'an,) Diri olanları uyarıp korkutmak ve kafirlerin üzerine sözün hak olması için (indirilmiştir).
71- Ellerimizin yaptıklarından kendileri için nice hayvanları yarattığımızı görmüyorlar mı? Böylece bunlara malik oluyorlar.
72- Biz onlara kendileri için boyun eğdirdik; işte bir kısmı binekleridir, bir kısmını(n da etini) yiyorlar.
73- Onlarda kendileri için daha nice yararlar ve içecekler vardır. Yine de şükretmeyecekler mi?
74- Yardım görürler umuduyla, Allah'tan başka İlahlar edindiler.
75- Onların (o İlahların) kendilerine yardım etmeye güçleri yetmez; oysa kendileri onlar için hazır bulundurulmuş askerlerdir.
76- Öyleyse onların sözleri seni hüzne kaptırmasın. Gerçekten Biz, sakladıklarını da, açığa vurduklarını da biliyoruz.
77- İnsan, Bizim kendisini bir damla sudan yarattığımızı görmüyor mu? Şimdi o, apaçık bir düşman kesilmiştir.
78- Kendi yaratılışını unutarak Bize bir örnek verdi; dedi ki: "Çürümüş-bozulmuşken, bu kemikleri kim diriltecekmiş?"
79- De ki: "Onları, ilk defa yaratıp-inşa eden diriltecek. O, her yaratmayı bilir."
80- Ki O, size yeşil ağaçtan bir ateş kılandır; siz de ondan yakıyorsunuz.
81- Gökleri ve yeri yaratan, onların bir benzerini yaratmağa kadir değil mi? Elbette (öyledir); O, yaratandır, bilendir.
82- Bir şeyi dilediği zaman, O'nun emri yalnızca: "Ol" demesidir; o da hemen oluverir.
83- Herşeyin melekutu (hükümranlık ve mülkü) elinde bulunan (Allah) ne Yücedir. Siz O'na döndürüleceksiniz.
NAMAZDA İKEN OKUNACAK DUALAR
SÜBHÂNEKE DUASI
---::: OKUNUŞU :::---
Sübhânekellâhümme ve bi hamdik ve tebârekesmük ve teâlâ ceddük (ve celle senâük *) ve lâ ilâhe ğayrük.
---::: ANLAMI :::---
Allah'ım! Sen eksik sıfatlardan pak ve uzaksın. Seni daima böyle tenzih eder ve överim. Senin adın mübarektir. Varlığın her şeyden üstündür. Senden başka ilah yoktur. * Sübhâneke, cenaze namazında parantez içindeki "Ve celle senâük" cümlesi ile beraber okunur
ETTEHİYYÂTÜ DUASI
---::: OKUNUŞU :::--- Ettehiyyâtü lillâhi vessalevâtü vettayibât. Esselâmü aleyke eyyühen-Nebiyyü ve rahmetüllâhi ve berakâtüh, Esselâmü aleynâ ve alâ ibâdillâhis-Sâlihîn. Eşhedü en lâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve Rasûlüh. ---::: ANLAMI :::--- Dil ile, beden ve mal ile yapılan bütün ibadetler Allah'a dır. Ey Peygamber! Allah'ın selamı, rahmet ve bereketleri senin üzerine olsun. Selam bizim üzerimize ve Allah'ın bütün iyi kulları üzerine olsun. Şahitlik ederim ki, Allah'tan başka ilah yoktur. Yine şahitlik ederim ki, Muhammed, O'nun kulu ve Peygamberidir.
ALLÂHÜMME SALLİ DUASI
---::: OKUNUŞU :::--- Allâhümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrahime ve alâ âli İbrahim. İnneke hamidün mecîd. ---::: ANLAMI :::--- Allah'ım! Muhammed'e ve Muhammed'in ümmetine rahmet eyle; şerefini yücelt. İbrahim'e ve İbrahim'in ümmetine rahmet ettiğin gibi. Şüphesiz övülmeye layık yalnız sensin, şan ve şeref sahibi de sensin.
ALLÂHÜMME BARİK DUASI
---::: OKUNUŞU :::--- Allâhümme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârekte alâ İbrahime ve alâ âli İbrahim. İnneke hamidün mecîd. ---::: ANLAMI :::--- Allah'ım! Muhammed'e ve Muhammed'in ümmetine hayır ve bereket ver. İbrahim'e ve İbrahim'in ümmetine verdiğin gibi. Şüphesiz övülmeye layık yalnız sensin, şan ve şeref sahibi de sensin.
RABBENÂ ÂTİNÂ DUASI
---::: OKUNUŞU :::--- Rabbenâ âtina fid'dünyâ haseneten ve fil'âhireti haseneten ve kınâ azâbennâr. Birahmetike yâ Erhamerrahimîn Rabbenâğfirlî ve li-vâlideyye ve lil-Mü'minîne yevme yekumü'l hisâb. ---::: ANLAMI :::--- Allah'ım! Bize dünyada iyilik ve güzellik, ahirette de iyilik, güzellik ver. Bizi ateş azabından koru. Ey bizim Rabbimiz! Beni, anamı ve babamı ve bütün mü'minleri hesap gününde (herkesin sorguya çekileceği günde) bağışla.
KUNUT DUÂLARI
---::: OKUNUŞU :::--- Allâhümme innâ nesteînüke ve nestağfirüke ve nestehdîk. Ve nü'minü bike ve netûbü ileyk. Ve netevekkelü aleyke ve nüsnî aleykel-hayra küllehû neşkürüke ve lâ nekfürüke ve nahleu ve netrükü men yefcürük. Allâhümme iyyâke na'büdü ve leke nüsallî ve nescüdü ve ileyke nes'â ve nahfidü nercû rahmeteke ve nahşâ azâbeke inne azâbeke bilküffâri mülhık. ---::: ANLAMI :::--- Allahım! Senden yardım isteriz, günahlarımızı bağışlamanı isteriz, razı olduğun şeylere hidayet etmeni isteriz. Sana inanırız, sana tevbe ederiz. Sana güveniriz. Bize verdiğin bütün nimetleri bilerek seni hayır ile öğeriz. Sana şükrederiz. Hiçbir nimetini inkar etmez ve onları başkasından bilmeyiz. Nimetlerini inkar eden ve sana karşı geleni bırakırız. Allahım! Biz yalnız sana kulluk ederiz. Namazı yalnız senin için kılarız, ancak sana secde ederiz. Yalnız sana koşar ve sana yaklaştıracak şeyleri kazanmaya çalışırız. İbadetlerini sevinçle yaparız. Rahmetinin devamını ve çoğalmasını dileriz. Azabından korkarız, şüphesiz senin azabın kafirlere ve inançsızlara ulaşır.
54 FARZ
1- Allah'ı daima zikretmek. 2- Helal kazanılmış elbise giymek 3- Abdest almak. 4- Beş vakit namaz kılmak. 5- Cünüplükten gusletmek. 6- Rızk için Allah'a tevekkül (itimad) etmek. 7- Helalden yeyip içmek. 8- Allah'ın taksimine kanaat etmek. 9- Tevekkül etmek. 10- Kazaya (yani Allah'ın hükmüne) razı olmak. 11- Nimete karşılık şükretmek. 12- Belaya sabretmek. 13- Günahlara tevbe etmek. 14- İbadetleri ihlas ile yapmak. 15- Şeytanı düşman bilmek. 16- Kur'an-ı delil tanımak. 17- Ölüme hazırlıklı olmak. 18- İyiliği emredip kötülükten alıkoymak. 19- Gıybet etmemek, kötü şeyleri dinlememek. 20- Anaya-babaya iyilik ve itaat etmek. 21- Akrabayı ziyaret etmek. 22- Emanete hıyaret etmemek. 23- Dinin kabul etmiyeceği latifeyi (şakayı) terk etmek. 24- Allah ve Rasulüne itaat etmek. 25- Günahtan kaçınıp Allah'a sığınmak. 26- Allah için sevmek, Allah için buğz etmek. 27- Her şeye ibretle bakmak. 28- Tefekkür etmek. (Cenab-ı Hakk'ın kudretini, azametini ve insanın yaratılışdaki gayeyi düşünmek) 29- İlim öğrenmeye çalışmak 30- Kötü zandan sakınmak 31- İstihza (alay) etmemek 32- Harama bakmamak 33- Daima doğru olmak 34- Esef ve ferahı, yani şımarıklık ve azgınlığı terketmek 35- Sihir yapmamak 36- Ölçü ve terazisini doğru tartmak 37- Allah'ın azabından korkmak 38- Bir günlük nafakası (yiyeceği-içeceği) olmayana sadaka vermek 39- Allah'ın rahmetinden ümid kesmemek 40- Nefsinin kötü arzularına tabi olmamak 41- İçki kullanmamak 42- Allah'a ve mü'minlere su-i zan etmekten sakınmak 43- Zekat vermek ve mali cihatta bulunmak 44- Hayız (adet) zamanlarında ve nifas halinde hanımı ile cinsi mukarenette bulunmamak 45- Bütün günahlardan; kötülüklerden kalbini temiz tutmak 46- Yetimin malını haksız olarak yememek, onlara iyilik etmek 47- Kibirlilik etmemek 48- Livata (erkekle cinsi münasebet) ve zina yapmamak 49- Beş vakit namazı muhafaza etmek 50- Zulm ile halkın malını yememek 51- Allah'a şirk (ortak) koşmamak 52- Riyadan (gösterişten) sakınmak 53- Yalan yere yemin etmemek 54- Verdiği sadakayı başa kakmamak
İMANIN ŞARTLARI 1- Allah'ın varlığına ve birliğine inanmak. 2- Allah'ın meleklerine inanmak. 3- Allah'ın kitablarına inanmak. 4- Allah'ın peygamberlerine inanmak. 5- Ahiret gününe inanmak. 6- Kadere, hayır ve şerrin yaratıcısının Allah (Celle Celâlühû) olduğuna inanmak.
İSLAMIN ŞARTLARI 1- Kelime-i şehadet getirmek. 2- Namaz kılmak. 3- Oruç tutmak. 4- Zekat vermek. 5- Haccetmek.
ABDESTİN FARZLARI 1- Yüzünü yıkamak. 2- Kollarını (dirsekleriyle beraber) yıkamak. 3- Başının dörtte birini meshetmek. 4- Ayaklarını (topuklarıyla beraber) yıkamak.
GUSLÜN FARZLARI 1- Ağzına su vermek. 2- Burnuna su vermek. 3- Bütün bedenini yıkamak.
TEYEMMÜMÜN FARZLARI 1- Niyet. 2- İki darb ve mesih.
NAMAZIN FARZLARI Dışında olanlar: 1- Hadesten taharet 2- Necasetten taharet 3- Setr-i avret 4- İstikbal-i Kıble 5- Vakit 6- Niyet
İçinde olanlar: 1- İftitah tekbiri 2- Kıyam 3- Kırâet 4- Rükû 5- Secde 6- Kaide-i ahire.
Akıl ve baliğ olan yani erginlik çağına gelen her müslümanın hergün beş vakit namaz kılması farzdır. Bir namazın vakti gelince, bu namazı kılmaya başladığı vakit, kılması farz olur. Kılmadı ise, vaktin sonunda, yanî vaktin çıkmasına, abdest alıp namaza başlayacak kadar zaman kalınca, kılması farz olur.
Özrü yok iken kılmadan vakit çıkarsa, büyük günâh olur. Özrü olanın da, olmıyanın da, kazâ etmeleri farz olur. Yeni müslüman olana önce namazın şartlarını öğrenmek farz olur. Öğrendikten sonra, kılması da farz olur.
Beş vakit namaz, kırk rek'at eder. Bunlardan onyedi rek�ati farzdır. Üç rek�ati vâciptir. Yirmi rek�ati sünnettir. Şöyle ki:
Sabah namazı Dört rek'attir. Önce, iki rek'at sünneti, sonra iki rek'at de farzı kılınır. Bu sünnet, çok kuvvetlidir. Vâcip diyenler de vardır.
Öğle namazı On rek'attir. Önce, dört rek'at ilk sünneti, sonra dört rek'at farzı, farzdan sonra da iki rek�at son sünneti kılınır.
İkindi namazı Sekiz rek'attir. Önce, dört rek'at sünneti, sonra dört rek'at farzı kılınır.
Akşam namazı Beş rek'attir. Önce üç rek'at farzı, sonra iki rek'at sünneti kılınır.
Yatsı namazı Onüç rek'attir. Önce, dört rek'at sünnet, sonra dört rek'at farz, sonra iki rek'at son sünnet, bundan sonra üç rek'at, Vitir namazı kılınır.
İkindi ve yatsının ilk sünnetleri, Gayr-i müekkede�dir. Bunların ikinci rek'atlerinde otururken, Ettehiyyâtü... den sonra, Allahümme salli alâ... sonra... Bârik alâ... sonuna kadar okunur. Ayağa kalkınca, üçüncü rek�atte, önce Besmele çekmeden, Sübhâneke... okunur, hâlbuki, öğle namazının ilk sünneti �Müekked�dir. Yanî, kuvvetle emrolunmuştur. Sevâbı daha çoktur. Bunda, birinci oturuşta, farzlarda olduğu gibi, yalnız Ettehiyyâtü okunup, sonra üçüncü rekat için, hemen ayağa kalkılır. Kalkınca, önce Besmele çekip, doğruca Fâtiha okunur.
Birinci rekat, namaza durunca, diğer rek'atler ayağa kalkınca başlar ve tekrar ayağa kalkıncaya kadar devam eder. Son rek'at ise, selâm verinciye kadar devam eder. İki rekatten az namaz olmaz. Akşamın farzı ile vitirden başka, her namaz, çift rek�atlidir. İkinci secdeden sonra, çift rekatlerde oturulur.
Herbir rekatte namazın farzları, vâcipleri, sünnetleri, müfsidleri ve mekrûhları vardır.

|